Ana Sayfa Dil Bilgisi Anlatım Biçimleri (Türleri) -1-

Anlatım Biçimleri (Türleri) -1-

1781
3

Anlatım Biçimleri (Türleri) -1-

>

Bir duyguyu, bir düşünceyi, bir konuyu söz veya yazıyla ifade etmeye “anlatım” denir.

Yazarın duygu ve düşüncelerini ifade ederken kullandığı tekniğe anlatım biçimi denir.
Anlatım biçimi, yazarın yazısını yazma amacına uygun olarak farklılık gösterir. Örneğin okuyucuda sanatsal, estetik zevk uyandırmak isteyen bir yazarla, kimyasal bir tepkimenin sonuçlarını anlatmak isteyen bir kişinin anlatımı aynı olmayacaktır.
Anlatımda, amaca ulaşmak için o amaca uygun bir anlatım biçiminin seçilmesi gerekir. Ancak kimi paragraflarda konunun işlenişine göre birden çok anlatım biçiminden de faydalanılabilir.
Anlatım biçimlerini dört ana başlıkta toplayabiliriz:

  1. Okuyucuyu olay içinde yaşatma : Öyküleyici Anlatım (Öyküleme)
  2. İzlenim kazandırma : Betimleyici Anlatım (Betimleme)
  3. Öğretme, bilgi verme: Açıklayıcı Anlatım (Açıklama)
  4. Okuyucunun kanısını değiştirme : Tartışmacı Anlatım (Tartışma)

1. ÖYKÜLEYİCİ ANLATIM

Konunun, anlatılanın eylem içinde verilmesi yani görülen, duyulan ya da söylenmek istenilenlerin, bir olaya bağlı kalınarak oluş sırasına göre aktarılmasıdır. Öykülemede temel amaç, olayı okuyucunun gözünde canlandırarak okuyucu­yu olayın içinde yaşatmaktır. Birbiri ardınca gelişen olaylar ve zaman içindeki devinim (hareket) öykülemenin temel özelliğidir. Öyküleyici anlatımda  akıcılık ve sürükleyicilik söz konusudur.

Öykülemede, olay, kişiler, yer ve zaman olmak üzere dört ana unsur vardır. Durumlar, bu ana unsurlara bağlı kalınarak anlatılır. Betimleme, öyküleyici anlatımda önemli bir yer tutar çünkü olayın okuyu­cunun gözünde canlandırılabilmesi için betimlemenin yapılması gerekir. Bu durumda öykülemenin içinde betimleme de vardır diyebiliriz.

Nasıl ki bir eylemin bir ortaya çıkma, bir gelişme, bir de sona erme durumu varsa öyküleyici anlatımda da böyle bir akış göze çarpar. Bir durumdan bir duruma geçme, bir aşamadan bir aşamaya dönüşme öykülemenin belirleyici özelliklerindendir. Bu özelliğinden dolayı okuyucu olay içinde yaşar, sürekli bir devinim içinde bulur kendini. Bu olaylar dizisi birbiriyle bağlantılı, anlamlı bir bütün oluşturur.

Bu anlatım biçimi öykü, roman, masal, biyo­grafi… gibi eserlerin temel örgüsünü oluşturur.

Anlatıcının bakış açısı, öyküleyici anlatımla yazılan eserlerin yapı unsurları ve genel özellikleri hakkında detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

Öyküleyici anlatım anlatımına göre ikiye ayrılır:

A. SANATSAL ÖYKÜLEME

Etkileyici bir dil ve sıcak bir anlatımla olayların, durumların, duyguların da katılarak belli bir zaman dilimi içinde öykülenmesidir.
Sanatsal öykülemede olaylar, birinci ya da üçüncü kişinin ağ­zından anlatılır. Yani anlatıcı ya olay kahramanıdır ya da gözlemcidir.

Örnek:
“Akşam, sokaklara sinmeye başladığında eve iki ekmek ek­sik getirmeyi göze alarak bana bir çocuk dergisi daha hediye eden babam karşıma oturur; sayfaları coşkuyla çevirdikçe gözlerimde ışıldayan yıldızları gülümseyerek seyrederdi. Doğrusu, koşarak gezmeye başladığım hayal dünyalarının gözlerime çektiği perde babamın yüzündeki tebessümü ez­berlememi engellerdi. Yine de onunla aramızdaki en sıcak paylaşımların bu anlar olduğunu anladığımda o gülümseme kendini yeniden çizdi usumda ve çerçevesiz bir tablo olarak ömrümün üzerinde asılı kaldı.”

B. AÇIKLAYICI ÖYKÜLEME

Bilgilendirme amacıyla yazılan öykülemedir. Sanatsal öykülemeye göre kuru bir anlatım görülür. Anlatıma duyguların katılmadığı, genellikle nesnel bir anlatımın ol­duğu öykülemedir.

Örnek:
“Karagöz oyunu başlarken Hacivat, perde gazelini okuduk­tan sonra şunları söyler:’Bu bendenize, bu değersiz duacını­za, eli yüzü yunmuş, sözleri düzgün, sözü sohbeti tatlı, güzel konuşan, vefalı bir dost olsa, karşımızda oturan sayın zevk sahipleri de gönül şenliği bulsa!’ Hacivat kiminle, nasıl, ne­leri konuşmak istediğini böyle açıklıyor. Karagöz bu havanın adamı olmadığı için birbirlerine giriyorlar, kıyamet kopuyor. Karagöz söylenenleri kendi küçük dünyasına göre yontuyor. Hacivat ise her kıyamet sonrasında bir ümit, diyerek her şeyi baştan alıyor. Sonrası yine fiziksel şiddet yine baştan başlat­mak oluyor diyaloğu.”

2. BETİMLEYİCİ ANLATIM

Betimleme bir varlığı, bir durumu, bir olguyu yazı aracılığıyla gözümüzde canlandırma, görünür kılma yoludur. Başka bir ifadeyle yazarın sözcüklerle çizdiği ve okurun zihninde canlandırmak istediği resimdir.
Bir varlığı ayırt eden özelliği göstermek, onu benzerlerinden ayırmak, onun özgün niteliklerini bulmak betimleme sayesinde sağlanır. Betimlemeyle görüntüler somutlaşır, hissedilir hâle gelir.
Betimlemenin başarılı olabilmesi için gözlem gücü ve betimlenenin, yazar tarafından çok iyi bilinmesi gerekir. Benzetmelere, sıfatlara, renk ve biçim detaylarına bolca yer verilir. Betimlemede yazar, beş duyudan da faydalanmaya çalışır. Ayrıntıları bu yolla seçer. Kimi zaman duyulardan biri diğerlerine göre daha fazla ağırlık kazanır.

Betimleme, anlatım özelliklerine göre ikiye ayrılır:

A. AÇIKLAYICI (NESNEL) BETİMLEME

Bu tür betimlemede nesnel ifadeler ağırlıktadır, yoruma yer veril­mez, sözcükler gerçek anlamlarıyla kullanılır. Betimlenen varlık, durum ya da olgunun tanıtıcı özellikleri üzerinde durulur. Asıl amaç okuyucuyu bilgilendirmektir.

Örnek:
“Atatürk’ün hiçbir yerde görmediğim bir fotoğrafıyla kar­şılaştım geçenlerde. Sanırım Afyon’da çekilmiş bir fotoğraf bu. Küçük bir şehir meydanı, pazar kurulmuş, o döneme has deveciler arka planda görünüyor. Atatürk, en önde iki devecinin arasında kaba bir çuvalın üstüne eğreti oturmuş, devecileri dinliyor. Üzerinde tozlanmış, sarıya dönmüş askeri elbisesi ve o meşhur kalpağı… Gözleri yine keskin bir bakışla uzaklarda bir şeye dikkat etmiş gibi bakıyor. Acaba ne konu­şuldu o gün orada? Devecilerin yüzünde hafif bir telaş, saygı karışımı bir duygu var. Atatürk’e korkarak değil saygıyla yak­laşmışlar. Günümüz için ne kadar da özlenen bir tablo bu!”

B. İZLENİMSEL (SANATSAL) BETİMLEME

İzlenimsel betimleme daha çok okuyucuda estetik zevk uyandırmak amacıyla oluşturulan eserlerde başvurulan bir betimleme yöntemidir. Yazar betimlemeye yorumunu da katar. İzlenimsel betimlemede sıfatlardan, teşbih (benzetme), istiare, mecaz-ı mürsel (ad aktarması) gibi anlam olaylarından yararlanır. Betimlediği varlık, yer ya da durumla ilgili özel ayrıntılar üzerinde durur ve okuyucunun duygularını harekete geçirmeye çalışır.

Örnek:
” Denizle tanışmam çocukluğuma denk gelir. İstanbul’u İkiye bölen denizden söz ediyorum. Her mevsim karanlık bir laci­verdi andıran bu sudan korkmamak elde değildir. Koca koca şilepleri, tankerleri yüzdüren dibi, ucu olmayan bir deniz. Hele kış akşamları yağmurun ve karın birleştiği deniz rüyalarıma girer, korkuturdu beni. Yaz sıcağında lacivert rengi biraz maviye döner, biraz insafa gelir, tatlı meltemlerini üflerdl yüzüme. Hele bir de hava bunaltırsa Ortaköy’den atlardık mavi­nin ve korkunun en serin yerine.”

Betimleme Türleri

A. Portre

İnsan betimlemesi, insanın belirleyici niteliklerinin verilmesidir. Portre, fiziksel ve ruhsal olarak ikiye ayrılır.

belirleyici “fiziksel portre”, ruhsal olarak belirleyici nitelik üzerinde durulmuşsa “ruhsal portre” adını alır.

a) Fiziksel Portre: Betimlenen kişinin fiziksel nitelikleri üzerinde durulan portredir.

Örnek:
 “Gördüğüm fotoğraflara göre biraz şişman, biraz yorgun, biraz hatları kalınlaşmış bir bedenle karşılaşacağımı sanırken kapıdan bir ışık dalgası hâlinde giren toplu bir kuvvet ve hayat kaynağı ile birden gözlerim kamaştı. Bebekleri en garip ve esrarlı madenlerden yapılma bir çift gözün mavi, sarı, yeşil ışıklarla aydınlattığı asabi bir çehre. Yüzde, alında, ellerde bir sağlık ve bahar rengi. Düzgün taranmış sarı genç saçlar.”
Ahmet Haşlm – ATATÜRK

b) Ruhsal Portre: Betimlenen kişinin ruhsal yani iç dünyasına yönelik nitelikleri üzerinde durulan portredir.

Örnek:
“Türk edebiyatının ilk natüralist romanı Zehra’nın aldığı pâ­yeler arasında ilk psikolojik roman denemesi olması, onu benzerlerinden bir çırpıda ayırır. Romanda Zehra, hastalık boyutunda bir kıskançlık içinde ele alınır. Her şey yolunday­ken kendisini birçok şey tedirgin edebilir veya bu tedirginlik­lerinin herhangi birinin üstüne giderek cinayet işlemeyi dahi göze alabilir. Zehra özünde sessiz biridir fakat bu, sadece dış­tan görünendir. Bir buz dağı gibi sakinliğinin ardında içi içini yer ve her zaman derin düşüncelerle haşır neşirdir. Kocasının davranışlarından anlamlar çıkarır, geçmişle bağlantılar arar, hesaplar yapar ama bunları kendine dahi belli etmez.”

B. Doğa Betimlemesi (Manzara Tasviri)

Olayların geçtiği çevreyi, bir doğa parçasını göz önünde canlandırmak amacıyla yapılan betimlemedir.

Örnek:
“Küre Dağları’nı döne döne tırmanıyorduk. Güneş, sabah sisinin grileştiği yeşil tepelerin arasından portakal renkli yüzünü gösteriyordu ama güneşin daha ulaşamadığı derin koyaklar vardı. Yeşilin en güzel tonlarıyla bezeli, mendil kadar tarlalar, gerçek değilmiş gibi duruyordu. Derin derin uçurumlar, dipten doruğa çamlarla, akkavaklarla donanmıştı.”

C. Eşya Betimlemesi

Olayların gerçekleştiği çevredeki, mekandaki esyaların betimlenmesidir.

Örnek:
“Ömründe ilk kez böyle bir Yörük çadırı görüyordu. Çadırın arka tarafında yan yana asılmış nakışlı kilimler vardı. Nakışlarda baş döndürücü bir hızla renkler uçuşuyordu. Işıklar, renkler birbirine karışmış oynaşıyordu. Gözü bir kilime takıldı. Kilimin üstünde küçük küçük muhabbet kuşu nakışları vardı. Gaga gagaya vermiş, yeşil, mavi, kırmızı, mor kuşlar uçuşuyordu. Çadırın orta direğinde de som sedeften, uçan, tüyleri yıldır yıldır eden geyikler oyulmuştu.”

D. Hayvan Betimlemesi

Hayvanların niteliklerinin anlatımdaki olayla ilgili yanlarının betimlenmesidir.

Örnek:
“Kısrak pırıl pırıl, tertemizdi. Bir hafta önceki otluk altına yıkılmış at değildi. Güç, iyisinden yüreğine yerleşmişti. Boynu dik, bacakları gergindi. At, acele ediyordu, kesik kesik kişniyordu.”

E.Hareketli Varlıkların Betimlemesi

Olaya çevresinde gelişen edebi türlerde (roman, öykü, tiyatro…) varlıkların hareket hâlindeki ayırt edici niteliklerinin verilmesidir. Bu tarz betimleme kimi zaman öyküleme ile karıştırılabilir. Öykülemede bir olay anlatımı vardır. Bu tarz betimlemede ise olay yoktur, varlıklar hareket halinde verilir.

Örnek:
“Güneş batıyor, martılar haykırıyor, karabataklar sudan çıkmış, ıslak kanatlarını kaldırabilmek için deli gibi çırpınıyor. Ayı balığı yeniden büyük bir nefesle çıkıyor. Büyük bir nefesle tekrar dalıyor. Martılar geliyor, karabataklar gidiyor. Akşam büyük bir vâveylâ içinde… Vahşi, kırmızı dalgalar, esmer kayaları dövüyor.”

3. AÇIKLAYICI ANLATIM

Okuyucuya bilgi verme amacıyla yapılan anlatım biçimidir. Bu anlatım biçimiyle yazılan metinler, öğretici bir niteliğe sahiptir. Bilgi verilirken okuyucunun konu üzerinde düşünmesi de sağlanır.
Açıklayıcı anlatım, kişiyi aydınlatmaya, bilgilendirmeye yönelik olduğu için nesnelliği gerektirir, sanatlı ve soyut ifadelerden kaçınılır; açık ve anlaşılır bir dil kullanılır. Düşünceler tanımlama, tanık gösterme, karşılaştırma gibi düşünceyi geliştirme yollarıyla geliştirilir.
Ansiklopedilerde, sözlüklerde, ders kitaplarında, bilimsel yapıtlarda ve nesnelliğin tercih edildiği anlatımlarda açıklayıcı anlatım kullanılır.

Örnek:
“Kültür, bir yaşam şeklidir. İnsanların hayata bakışları ve hayatı algılayış biçimleri onların kültürlerini oluşturur. Kültürün hem maddi hem de manevi bir yanı vardır. Oturduğumuz koltuktan tutun da yürüdüğümüz yollar, yaptırdığımız barajlar vs. bunların hepsi kültürün maddi yönü ile ilgilidir. Ortak bir değerimiz ve varlığımız olan dil, inanç, gelenek ve görenekler ise kültürün manevi yönü ile ilgilidir. Maddi ve manevi bu unsurların hepsi yaşam tarzımızı dolayısıyla kültürümüzü oluşturup şekillendirmektedir.”

4. TARTIŞMACI ANLATIM

Tartışmacı anlatım, fikirlerin çatışmasıdır. Yazar, kendisi gibi düşünmeyenlerin kanılarını değiştirerek okuyucuya da kendi görüşüne inandırmak ister. O hâlde bir anlatıma “tartışmacı anlatım” diyebilmemiz için ortada karşı çıkılan bir düşüncenin olması gerekir. Yazar, genellikle önce karşı çıktığı düşünceyi belirtir, sonra okuru kendisine inandırmak için konuyla ilgili düşüncelerini dile getirir. Bu nedenle yani yazarın kişisel görüşleri çevresinde geliştiği için öznelliğin ağır bastığı bir anlatım biçimidir.
Tartışmacı anlatım biçimini seçen yazar, karşısındakini kendi düşüncesine çekebilmek için bilgilendirme yoluna gider ancak verilen bilgileri doğrudan öğretmek amacıyla değil, görüş ve düşüncesini desteklemek amacıyla aktarır. Bu özelliğiyle tartışmacı anlatım, genellikle açıklayıcı anlatımla iç içedir.
Tartışmacı anlatımda da düşünceler tanımlama, tanık gösterme, karşılaştırma, sayısal verilerden yararlanma gibi düşünceyi geliştirme yollarıyla geliştirilir. Yazar, okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi yazısını oluşturur. Devrik cümleler, soru ve cevaplarla yazısına akıcılık kazandırır.

Örnek:

“Bir romancı romanını yazarken kendi yaşamından da başka­larının yaşamından da yararlanabilir, doğaldır bu. Ama roma­nını salt kendi yaşamı üzerine kurmaya kalkışırsa romanın temel yasalarından birine uymamış olur. Çünkü gündelik ya­şamın ayrıntılarıyla romana özgü dünyanın ayrıntıları çatışır. Böyle olunca da hem başarılı bir kurgu sağlanamaz hem de roman, okuru ilgilendirmeyen bir sürü gereksiz ayrıntıyla do­lar. Romanda ise işlevsel olmayan ayrıntıya yer yoktur.”

 

Bu dört anlatım türü temel anlatım türleridir. Diğer anlatım türleri için lütfen tıklayınız.

Düşünceyi geliştirme yolları hakkında detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

 

www.edebiyatvedil.net

3 Yorumlar

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here