Ana Sayfa Edebiyat Halk Edebiyatının Önemli Sanatçıları

Halk Edebiyatının Önemli Sanatçıları

64220
2
>

 

Halk Edebiyatının Önemli Sanatçıları (Kısa Anlatım)

HALK ŞAİRLERİNİN GRUPLANDIRILMASI

1. Gezgin (Göçebe) Şairler: Bu şairler belirli bir yere bağlı kalmadan gezmişlerdir. Genellikle eğitim almadıklaı için, Divan şiirinden etkilenmemişlerdir. Dilleri oldukça sadedir. Hece ölçüsüne bağlıdırlar. Geleneksel şiir anlayışını sürdürürler.

2. Asker Şairler: Osmanlı zamanında askerlik, ömür boyu süren bir meslekti. Orduda görev yapanlar arasında şairler yetişmiştir. Bu asker şairler, katıldıkları savaşlarla ilgili yiğitlik şiirleriyle dikkati çekerler. Dil, anlatım, ölçü bakımından, gezgin şairler gibi geleneksel şiir anlayışına bağlıdırlar.

3. Köylü Şairler: Bu şairlerin hayatları genellikle kırsal kesimde geçmiştir. Büyük kentlerle pek ilgileri olmadığı için, kent kültüründen, Divan edebiyatından etkilenmeden, halk şiiri geleneklerine bağlı kalmışlardır.

4. Kentli Şairler: Bu gruptaki şairler genellikle Divan edebiyatının etkisinde kalmışlardır. Hem halk hem de  Divan edebiyatı tarzında şiirler söylerler. Şiirlerinin dilinde Arapça ve Farsça sözcüklerin oranı yüksektir. Hece ölçüsüyle birlikte aruz ölçüsünü de kullanmışlardır..

5. Tasavvuf (Tekke) Şairleri: Bu şairler, tekkelerde din ve tasavvuf konusunda eğitim gördükleri için, dilleri, göçebe, yeniçeri ve köylü şairlere göre bazen daha ağırdır. Zaman zaman Divan edebiyatının dil, anlatım, biçim, ölçü özelliklerini taşıyan şiirler söylerler. Örneğin Yunus Emre bile, aruz ölçüsü ve mesnevi düzeniyle Risaletü’n-Nushiyye adlı bir eser vermiştir.




Tekke (Tasavvuf) Şairleri

12. Yüzyıl: Hoca Ahmet Yesevî

13. Yüzyıl: Yunus Emre, Hacı Bektâş-ı Veli

14. Yüzyıl: Abdal Musâ

15. Yüzyıl: Kaygusuz Abdal, Hacı Bayram-ı Veli, Eşrefoğlu Rumî

16. Yüzyıl: Pir Sultan Abdal, Aziz Mahmut Hüdâî

17. Yüzyıl:  Niyazi-i Mısrî

18. Yüzyıl: Erzurumlu İbrahim Hakkı

 

Ahmet Yesevî (12. Yüzyıl)

  • 1093’te Batı Türkistan’ın Sayram kasabasında doğmuş, 1166 yılında Yesi’de ölmüştür.
  • Tarihin bilinen ilk büyük mutasavvıfıdır. Tasavvuf edebiyatının öncüsüsür.
  • “Pîr-i Türkistan” olarak anılır.
  • Dünyadaki ilk tarikat olan Yesevilik tarikatının kurucusudur.
  • Ömrünün sonuna kadar öğrenci yetiştirmeye devam etmiş ve yetiştirdiği bu öğrenciler daha sonra Anadolu’da tasavvufun yayılmasında etkili olmuşlardır.
  • 63 yaşına geldiğinde Hz. Muhammet’in de aynı yaşta vefat etmesinden dolayı yerin altında bir “çilehane” hazırlatmış ve ömrünün kalanını burada geçirmiştir.
  • Dinî ve tasavvufî düşüncelerini, “hikmet” adı verilen, hece ölçüsüyle yazılmış dörtlüklerle an­latmıştır. Bu hikmetler şairin ölümünden sonra öğrencilerinin de eklemeleriyle “Divan-ı Hikmet” adıyla kitap haline getirilmiştir.
  • Karahanlı (Hakaniye) Türkçesi ile söylediği şiirlerinde Yesevilik tarikatının temel ilkeleri, dervişlik yolu, cennet, cehennem, Hz. Muhammet’in hayatı ve mucizeleri gibi konuları işlemiştir.
  • Ahmet Yesevî’nin bir de Fakr-name adlı bir eseri vardır. Bazı araştırmacılar bunun ayrı bir eser olduğunu düşünürken bazıları da Divan-ı Hikmet’in mensur biçimde yazılmış mukaddimesi olduğunu söylerler.

Yunus Emre (13. Yüzyıl)

  • 1240 – 1321 yılları arasında yaşadığı sanılan Yunus Emre’nin doğum ve ölüm yeri kesin olarak bilinmemektedir. Yaşamına ilişkin bilgiler hakkında kesinlik yoktur. Yaşamı efsanelerle örülmüştür.
  • Taptuk Emre’nin dergahında uzun süre hitmet eden Yunus Emre, şeyhi Taptuk Emre’nin düşüncelerini yaymak için Anadolu’yu bir derviş olarak dolaştı. (Emre sözcüğü, âşık anlamına gelmektedir.)
  • 13. yüzyılda Moğol istilasıyla bocalayan Anadolu’da tüm insanları dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin kucaklamış;  barış, sevgi ve hoşgörünün en büyük temsilcilerinden biri olmuştur.
  • Yunus Emre, halk şiiri tarzındaki tasavvuf edebiyatının  Türk dünyasında Ahmet Yesevi’den sonra ikinci büyük şairidir.
  • Anadolu’da  tasavvufun yaygınlaşmasında büyük rolü vardır. Anadolu sahasında tekke (tasavvuf) şiirinin en büyük şairidir.
  • Tüm halk şairlerini yüzyıllar boyunca etkilemiş, Türkçeyi büyük bir ustalıkla kullanmıştır. Şiirlerini, sehl-i mümteni denilen herkesin başaramayacağı bir sadelik, açıklık ve özlülükle söylemiştir.
  • Şiirlerinde çok derin bir Allah aşkı ve insan sevgisi vardır.
  • İlahi türünün en güzel örneklerini vermiştir.
  • Çoğunlukla hece ölçüsü ve dörtlük nazım birimi kulllanan şair, kimi şiirlerinde ve Risaletü’n Nushiyye adlı mesnevi biçimindeki eserinde ise aruz ölçüsünü kullanmıştır.
  • 1991 yılı, UNESCO tarafından “Yunus Emre Sevgi Yılı” ilan edilmiştir.

Eserleri:

Divan: Genellikle hece çlçüsü ve dörtlüklerle yazdığı şiirlerinin toplandığı eseridir.
Risaletü’n Nushiyye: Dini, tasavvufi içerikli bir nasihatname sayılabilecek bu eser, mesnevi nazım biçimi ve aruz ölçüsüyle yazılmıştır

 

Hacı Bektâş-ı Velî (13. Yüzyıl)

  • Asıl adı Muhammet Bektaş olan şairin 1210-1270 yılları arasında yaşadığı sanılmaktadır. Tıpkı Yunus Emre gibi Hacı Bektaş-ı Veli’nin de hayatı efsaneleşmiştir.
  • Türkistan’ın Nişabur kentinde doğmuş, Nevşehir’de onu adı verilen Hacı Bektaş’ta ölmüştür.
  • Hoca Ahmet Yesevi’nin müritlerindendir. Eğitimini tamamladıktan sonra Anadolu’ya gelerek tasavvufu yaymaya çalışmıştır.
  • Ölümünden yaklaşık 150 yıl sonra onun düşüncelerinin temelini oluşturduğu Bektaşilik tarikatı kurulmuştur.
  • Hacı Bektâş-ı Velî,  bağlı bulunduğu“Ahilik Teşkilâtı” ile, Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde Anadolu’da sosyal yapının gelişmesinde önemli katkılarda bulunmuştur.
  • Osmanlı ordusunda “Yeniçeriler” Bektâşîlik tarikatı kurallarına göre yetiştirilirdi. Bu nedenle Yeniçerilere tarihte Hacı Bektâş-ı Velî çocukları da denirdi.
  • Nefes tarzında ve yalın bir Türkçeyle söylediği şiirlerinde tasavvuf inancının yayılmasını sağlamaya çalışmıştır.

Eserleri:

Makalat: En önemli eseridir. Mensur biçimde yazılan Makalat, Arapçadır. Eserde, Hz. Adem’in yaratılışı, şeytan ve yaptıkları, bunlardan korunmanın yolları, Allah’ın birliği gibi konular başlıklar halinde işlenmiş, kısa hikayelerle desteklenerek açıklanmıştır.
Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî
Kitâbu’l-Fevâid

 

Abdal Musa (14. Yüzyıl)

  • Yaşamı hakkında bilgiler menkıbelere dayanır.
  • Ahmet Yesevi’nin müridi olarak Türkistan’dan gelmiş ve Hacı Bektâş-ı Velî’ye bağlanmıştır.
  • Günümüzde Abdal Musa adına Elmalı’da bir tekke bulunmaktadır. Bu tekke, Bektâşîlerin önemli merkezlerinden biri halindedir.
  • Şiirlerini Nasihatnâme adıyla Bektâşîliğin önemli örneklerinden biri olan küçük bir kitapta toplamıştır.

 

Kaygusuz Abdal (15. Yüzyıl)

  • 14. yüzyılın sınu ile 15. tüzyılın ilk yarısında yaşadığı bilinen şairin Kaygusuz Abdal’ın yaşamı hakkındaki bilgilerin çoğu Bektâşî menkıbelerine dayanır.
  • Alanya Beyi’nin oğlu olan şairin asıl adı Alaaddin Gaybi‘dir.
  • Sarayda iyi bir eğitim görerek birçok bilimde derin bilgi sahibi olan şair bütün zenginlik ve ihtişamı bırakarak derviş olmayı tercih etmiştir.
  • Elmalı’da Abdal Musa’nın tekkesine bağlanan şaire, nefsini dünya kaygısından kurtarması dolayısıyla piri Abdal Musa tarafından Kaygusuz mahlası verilmiştir. Bazı şiirlerinde Serayi adını
  • Alevî –  Bektâşî halk şiirinin kurucularından kabul edilen şair Bektâşîliğin ileri gelenlerinden sayılır.
  • Nükteli ve iğneleyici bir üsluba sahip olan sanatçı heceyle yazdığı nefes ve şathiyelerinde genellikle insanların eksik yönleriyle alay etmiş, yobazlık ve kaba sofuluğu ince bir mizahla hicvetmiştir.
  • Yunus Emre’den çok etkilenen şair hem hece hem de aruz ölçüsüyle şiirler yazmıştır.
  • Şiirlerinin dışında nesir türünde yazdığı eserleri de bulunmaktadır.

Eserleri:

Manzum Eserleri:
Divân
Gülistân
Mesnevî-i Baba Kaygusuz (I-II-III )
Gevhernâme
Minbernâme

Mensur Eserleri:
Budalanâme
Kitâb-ı Miglâte
Vücûdnâme
Risâle-i Kaygusuz Abdal (Tercüme).

Manzum+Mensur Eserleri:
Saraynâme
Dil-güşâ.

 

Hacı Bayram Veli (15. Yüzyıl)

  • 1352 – 1430 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen şairin asıl adı Numan bin Ahmed, lakabı “Hacı Bayram”dır.
  • Ankara’nın Solfasol köyünde doğan sanatçı, 15. yüzyılın güçlü bir tasavvuf şairi, şeyhi ve alimidir.
  • Hacı Bayram Veli, Yunus Emre tarzında şiirler söylemiştir. Şiirlerinde “Bayrami” mahlasını kullanmıştır.
  • Anadolu’daki tasavvufi hayatın ve edebiyatın gelişmesinde önemli bir rol üstlenen şair, Bayramiyye tarikatını da kurmuştur.
  • Şiirlerinden yalnızca birkaç tanesi günümüze ulaşabilmiştir. İkisi aruz üçü de heceyle yazılan ilahi ve şathiye tarzındaki bu şiirler tekkelerde ezgilerle okunmuştur. “Bilmek istersen seni / Can içre ara canı” dizeleri, en bilinen dizelerindendir.
  • Bilim ve tasavvufu birleştirmeyi başaran sanatçı, tasavvufun öncülerinden sayılmış ve tarikat önderleri arasında Mevlana’dan sonra en önemli isimlerden biri olmuştur.

Eşrefoğlu Rûmî (15. Yüzyıl)

  • Asıl adı Abdullah’dır. Mısır’da doğan Eşrefoğlu RûmEşrefoğlu Rûmî, sonrasında İznik’e yerleşmiştir.
  • Doğum yılı bilinmeyen şair, babasının adının Eşref olmasından dolayı önce Eşrefoğlu mahlasını almıştır. Sonrasında da Anadolulu anlamındaki Rûmî, mahlasını kullanınca Eşrefoğlu Rûmî olarak anılmıştır.
  • Önceleri Bursa’da Emir Sultan’ın hizmetinde olan şair, sonra onun yönlendirmesiyle Ankara’ya gelerek Hacı Bayram Veli’ye bağlanmış ve ardından kızıyla evlenerek onun damadı olmuştur.
  • Şiirlerinde hem aruz hem de hece ölçüsünü kullanmıştır.
  • Didaktik ve lirik içerikli ilahilerinde Yunus Emre’nin izleri görülür. Birçok ilahisi Yunus Emre’ye naziredir.
  • Divan‘ı vardır. Buradaki şiirlerinde tasavvufu yaymaya çalışmıştır. 129 şiirinin 30 tanesini hece ölçüsüyle yazmıştır.
  • Eşrefoğlu Rûmî, Kadîriye tarikatının Eşrefiye kolunun kurucusudur. Kadîrîler arasında Abdulkadir Geylânî’den sonra tarikatın ikinci pîri sayılır.
  • “Müzekki’n-Nüfus” adlı mensur eserinde sade bir dil kullanmıştır. Bu eserde nefsin terbiyesi ve tarikat âdâbı gibi konuları işlemiştir.

 

Pir Sultan Abdal (16. Yüzyıl)

  • Asıl adı Haydar olan Pir Sultan Abdal, Sivas’ın Banaz köyündendir.
  • Kanuni Dönemi’nde Sivas Beyi Deli Hızır Paşa tarafından Alevi ayaklanmasına öncülük ettiği ve İran Şahı Tahmasb’ın propagandasını yaptığı gerekçesiyle 73 kişi ile birlikte asıldı.
  • Pir Sultan Abdal, Alevi – Bektaşi şiir geleneğinin yedi ulu şairinden biridir. (Diğer şairler; Nesimi, Kul Himmet, Hatayi, Yemini, Virani ve Fuzuli’dir.)
  • Şiirlerinde Şiî- Bâ­tınî inancını, Vahdet-i Vücut kavramını dile getirmiştir.
  • Şiirlerine coşkun bir lirizm hakimdir. Şiirlerini saz eşliğinde söylemiş, tasavvufun dışında dünyevi aşk, doğa, halkın yaşayışı gibi din dışı konuları da işlemiştir.
  • Divan şiirinden hiç etkilenmeyen şair, tüm şiirlerini hece ölçüsüyle ve dörtlüklerle yazmıştır.
  • Koşma, semai ve türkü biçiminde söylediği nefesleri yüzyıllarca Alevî, Bektaşî zümreleri arasında sevilerek okunan Pir Sultan Abdal, halk edebiyatının en önemli temsilcilerinden biridir.

 

Aziz Mahmud Hüdâyî (16. Yüzyıl)

  • 1541’de Koçhisar’da doğan Aziz Mahmud Hüdâyî, 1628’de Üsküdar’da ölmüştür.
  • Şair, döneminin önemli mutasavvıf ve âlimlerindendir. Aynı zamanda Celvetiye tarikatının kurucusudur.
  • Aziz Mahmud Hüdâyi, sade bir dille ve hikemi tarzda şiirler yazmıştır. İnsanların dini ve manevi yönlerinin gelişmesi; ilim, erdem sahibi ve güzel ahlaklı olmaları için eserlerini bir araç olarak görmüştür.
  • Şiirlerinde, bazen hece, bazen de aruz ölçüsünü kullanmıştır.
  • Muhiddin İbnü’l-Arabî’nin sistemleştirdiği Vahdet-i Vücûd anlayışına bağlı bir mutasavvıftır. Allah aşkını dile getirdiği ilahilerinde ve yazdığı mektuplarında bunu açıkça dile getirmiştir.
  • İslam inancı, tasavvuf ve dini ilimler üzerine birçok eser veren şair, şiirlerini Divân-ı İlâhîyat adlı eserinde toplamıştır. Bunun dışında Türkçe ve Arapça olmak üzere otoz civarında eseri vardır.

 

Kul Himmet (16. Yüzyıl)

  • 16. yüzyıl sonları ile 17. yüzyıl başları arasınsa Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Gürümlü köyünde yaşamıştır.
  • Alevi – Bektaşi şiir geleneğinin yedi ulu şairinden biridir. Pir Sultan Abdal’dan sonra en güçlü şair kabul edilir.
  • Kul Himmet; tasavvuf felsefesi, tarikat kuralları, edebiyat bilgisi, İslam tarihi gibi çağının kültürel unsurları konusunda çok iyi bir eğitim almıştır.
  • Yaşadığı dönemde bile Alevî çevrelerinde büyük bir şöhrete sahip olan Kul Himmet, Pir Sultan Abdal’ın etkisinde kalan güçlü bir sanatçıdır.
  • Şiirlerinde duru, akıcı bir dile ve etkili bir söyleyişe sahip olan şair; destan, nefes ve ağıtlar söylemiştir.
  • Şiirlerinin birçoğunda Hz. Ali ve onun soyuna duyduğu sevgiyi dile getirmiştir. (Alevi – Bektaşi geleneğinde Hz Ali ve onun soyundan gelen on iki imamı anlatan şiirlere düvazdeh veya düvaz imam adı verilir.)
  • Bazı siyasi girişimlerin de etkisiyle adı efsanelere karışan şairin birçok cönkte nefesleri bulunmaktadır.

 

Niyâzî-i Mısrî (17. Yüzyıl)

  • Asıl adı Mehmet Niyâzî olan sanatçı, 1618’de Malatya’da doğmuş ve 1694’te Limni’de ölmüştür. Türbesi de aynı adadadır.
  • Mısır’da eğitim aldığından dolayı Mısrî mahlasını almıştır. Gündüz yazdığı şiirlerinde Mısrî, gece yazdığı şiirlerinde ise Niyâzî mahlasını kullanmıştır.
  • Halvetî tarikatının Niyaziyye / Mısriyye kolunun kurucusudur.
  • Çok iyi bir eğitim alan ve özellikle tefsir, fıkıh, hadis ve tasavvuf alanlarında kendisini yetiştiren şair, bu konularda birçok eser vermiş bir alimdir.
  • Genellikle tasavvufî aşkı dile getiren şairin şiirlerinin bir kısmı bestelenerek tekkelerde söylenmiştir.
  • Aruzla yazdığı şiirlerde genellikle Nesimî ve Fuzulî, hece ile yazdıklarında ise Yûnus Emre’nin tesirleri açıkça görülür.
  • Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş” sözleriyle başlayan şiiri ünlüdür.
  • Türkçe ve Arapça manzum ve mensur 10 ciltten fazla eseri bulunmaktadır. En bilinen eseri iki yüz civarında şiir içeren Divan‘ıdır.

 

Kazak Abdal (17. Yüzyıl)

  • Romanya Türklerinden olan Kazak Abdal’ın  17. yüzyılda yaşadığı sanılmaktadır.
  • Bektaşi geleneğine bağlı olan şairin eserlerinde Allah ve Hz. Ali sevgisi önemli yer teşkil eder.
  • Şiirlerinin bir kısmını hiciv tarzında söyleyen şairin kendine özgü bir üslubu vardır.
  • Kazak Abdal’ın şiirlerinin rahat okunan, yalın ve içten bir dili vardır. Yoruma ihtiyaç duymayan bir açıklıkla söylenmişlerdir.
  • Toplumsal kurumları, yerleşik inançları, gelenekleri mizahi bir dille ele alan şiirlerinin bazıları günümüzde de ilgi çekmeye devam etmektedir.
  • “Eşeği saldım çayıra / Otlaya karnın doyura” ve “Ormanda büyüyen adam azgını / Çarşıda pazarda insan beğenmez” dizeleriyle başlayan şiirler şairin en meşhur şiirlerindendir.

 

Erzurumlu İbrahim Hakkı (18. Yüzyıl)

  • 1703 – 1780 yılları arasında yaşayan şair Erzurum Hasankale’de doğmuş eğitimini tamamladıktan sonra Siirt’in Tillo ilçesine gelerek yerleşmiş ve orada ölmüştür.
  • Yaşadığı dönemin en önemli Türk ve Arap âlimleriyle tanışmış, İstanbul’a gelerek Sultan I. Mahmud Han’ın özel izniyle saray kitaplığından yararlanmış, saray âlimleriyle bilgi alışverişi yapmıştır.
  • Erzurumlu İbrahim Hakkı, din bilimleri, matematik, astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji, edebiyat gibi pek çok  alanda çalışma yapmıştır.
  • Hece ve aruz ölçüsüyle yer yer sade, samimi ve coşkun bir söyleyişle kaleme aldığı şiirlerini İlâhinâme adını verdiği Divan’ında toplamıştır.
  • Sanatçının kırka yakın eseri vardır. Bunların arasında en bilineni tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgiler içeren Mârifetnâme‘dir.  . 1757’de tamamlanan Mârifetnâme, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. Halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Sanatçının söylediğine göre, Mârifetnâme’yi yazarken 400 kitaptan yararlanmıştır.

 

Âşık Tarzı Halk Edebiyatı Temsilcileri

16. Yüzyıl: Köroğlu, Kul Mehmet, Öksüz Dede

17. Yüzyıl:  Karacaoğlan, Kayıkçı Kul Mustafa, Aşık Ömer, Katibi, Kuloğlu

18. Yüzyıl: Gevheri, Levni

19. Yüzyıl: Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni, Everekli Seyrani, Ruhsati, Aşık Şenlik, Kağızmanlı Hıfzi, Bayburtlu Celali, Sümmani

20. Yüzyıl: Aşık Veysel, Murat Çobanoğlu, Şeref Taşlıova, Aşık Reyhani, Aşık Mahzuni Şerif, Abdurrahim Karakoç

 

Köroğlu (16. Yüzyıl)

  • Doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir. Yaşamı efsaneleşmiştir.
  • Yaşamları halkın bilincinde birbirine karışmış iki farklı Köroğlu’ndan söz edilebilir. İlki 16 ve 17’nci yüzyılda yaşayan ve Yeniçeri ocağından yetişen şair Köroğlu.  1578-1590 arasındaki Osmanlı-İran savaşlarına katıldı. Asker şairlerdendir. İkincisi ise destansı halk öyküsündeki kahraman Köroğlu. Bolu Gerede çevresinde yaşadı. Asıl adı Ruşen Ali’dir. Söylentiye göre, Bolu Beyi’nin seyisi Yusuf’un oğludur. Bolu Beyi, babası Yusuf’un gözlerine mil çektirdi. Ruşen Ali, babasını iyileştirmek için Aras Irmağı’na götürdü. Ama ilaç olacak köpükleri kendisi içip yiğitlik ve şairlik gücü kazandı. Çamlıbel’e yerleşip babasının intikamını almak üzere Bolu Beyi’ne savaş açtı.
  • Şair Köroğlu ve “Köroğlu Destanı”nın kahramanı olan Köroğlu zamanla tek bir kişi olarak düşünülmüş, hakkında birçok efsane üretilmiştir. Zamanla tarihi kişilikleri unutulmuş, şiirleri destansı bir özellik kazanmış ve Köroğlu Destanı dilden dile yayılmıştır.
  • Halk şairleri arasında mücadelenin, kavganın, özgürlüğün ve yiğitçe söyleyişin sembolü olmuştur.
  • Divan şiirinden ve tasavvuftan etkilenmemiştir.
  • Bütün şiirlerini hece ölçüsüyle söyleyen Köroğlu’nun şiirlerinde coşkun bir söyleyişle yiğitlik, dostluk, aşk, doğa sevgisi sade bir dille anlatılır.

 

Kul Mehmet (16. Yüzyıl)

  • Sultan 1. Ahmet’in vezirlerinden Üveys Paşa’nın oğludur.
  • Aydın’da vergi toplama görevi yapmış ve sonraları vezirliğe kadar yükselmiştir.
  • Üst düzey bir saray görevlisinin oğlu olmasından dolayı çok iyi bir eğitim gören şair, aruzla da şiirler yazmıştır.
  • Heceyle söylediği şiirlerinde daha sade ve akıcı bir dil kullanmıştır. Bu şiirlerinde az da olsa klasik şiirin etkisi görülmektedir.

 

Öksüz Dede (16. Yüzyıl)

  • Tuna boylarında yetiştiği ve III. Murad döneminde yaşadığı sanılan şairin doğum ve ölüm tarihleri hakkında net bir bilgi yoktur.
  • Yeniçeri şairlerinden olan sanatçının asıl adı Ali’dir. Öksüz Aşık olarak da bilinir.
  • 3. Murat’ın İran seferlerini konu edinen şiirlerinin yanı sıra tasavvuf izleri taşıyan şiirleri de vardır.
  • Şiirlerine o dönem asker şairlerinde var olan yiğitçe bir söyleyiş ve sade, canlı bir dil hakimdir.

 

Karacaoğlan (17. Yüzyıl)

  • Güney Anadolu’da Toroslarda yaşayan Türkmen boyları arasında yetişmiş gezgin bir şairdir.
  • Kırım, İran, Balkanlar gibi birçok yeri dolaşmıştır.
  • Karacaoğlan’ın şiirleri aşk ve doğa üzerinde kuruludur. Din dışı halk edebiyatının en meşhur, en lirik şairi kabul edilir.
  • Şiirlerinde Türk milletine ait sayısız kültür unsuru yaşamaktadır. Özellikle Türkmen boylarının gündelik yaşamı şiirlerinde önemli bir yer edinir.
  • Şiirlerine coşkun bir lirizm hakimdir.
  • Karacaoğlan’ın ele aldığı aşk, ilahi aşk değil dünyevi (beşeri, maddi) aşktır.
  • Şiirlerinde Anadolu kızlarını ve doğa güzelliklerini sıklıkla anlatmıştır. Ayrılık, gurbet, memleket özlemi ve ölüm de işlediği konulardandır.
  • Adları şiirlerinde sıkça geçen Elif, Zeynep ve İsmihan adlı kadınların sevgilileri olduğu sanılmaktadır.
  • Din, tasavvuf, yolsuzluk, isyan gibi konulara değnmemiş ve divan edebiyatından hiç etkilenmemiştir.
  • Tüm şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır.
  • Dünyevi zevklere düşkünlüğü ve dünyayı algılayış biçimi bakımlarından Divan şairi Nedim‘le aralarında bir benzerlik vardır.
  • Gösterişten uzaki sade ve içten bir dili vardır. Şiirlerinde yaşadığı yörede kullanılan kelimeleri de kullanan şair, Arapça ve Farsça kelimeleri kullanmaktan kaçınmıştır.
  • Mecaz ve mazmûnlara şiirlerinde çokça yer vermiştir.
  • Koşma, semai ve varsağı nazım biçimlerini kullanmıştır.
  • Kendisinden sonraki dönemlerde birçok halk şairi Karacaoğlan’dan esinlenmiştir.
  • Şöhreti bütün Anadolu’ya yayılan şairin birçok şiiri bestelenmiştir. Yapılan derleme çalışmaları sonucunda beş yüze yakın şiiri kayıt altına alınmıştır.

 

Kayıkçı Kul Mustafa (17. Yüzyıl)

  • 17. yüzyılda yaşamış, yeniçeri şairlerdendir.  Şairin doğumu ve ölümüyle ilgili kesin bilgiler bulunmamaktadır.
  • Gençlik yıllarında Murat Reis’in levendi olarak Cezayir’de bulunması sebebiyle “Kayıkçı” lakabını almıştır.
  • Kayıkçı Kul Mustafa, Cezayir’den Bağdat’a kadar birçok yeri dolaşmış, savaşlara katılmış, zaferlere destanlar, yenilgilere, şehitlere ağıtlar yakmış asker bir şairimizdir.
  • Divan şiirinin etkisinden uzak, halk zevkine bağlı, doğal bir dille şiirlerini söylemiştir.
  • II. Osman’ın şehit edilişi (1622), IV. Murat’ın Bağdat kuşatması (1630), Halep Valisi Abaza Hasan Paşa’nın isyanı(1658) gibi kendi dönemindeki bazı olayları şiirlerinin, destanlarının konusu yapmıştır.
  • IV. Murat’ın Bağdat kuşatmasında şehit olan Genç Osman için yazdığı Genç Osman Destanı, asırlarca okunmuş ve ona geniş bir şöhret kazandırmıştır.
  •  Şair yer yer kusurlu bir nazım tekniğine sakip olsa da şiirlerinin yalınlığı ve içtenliğiyle geniş etki bırakmış, ozanları da bir ölçüde etki altına alabilmiştir.

Âşık Ömer (17. Yüzyıl)

  • Hayatı hakkında kesin bilgilere ulaşılamayan sanatçı, Konya’nın Gözleve köyünde doğmuş, uzun bir süre Aydın’da yaşamıştır. Yetmiş yaşını geçtikten sonra, doğum yeri olan Gözleve’ye dönmüş ve ömrünün sonuna kadar orada yaşamıştır.
  • Birçok yeri gezen ve savaşlara katılan şair hem gezici saz şairi hem de yeniçeri şairleri arasında sayılabilir.
  • Medrese eğitimi görmüştür. Aydın bir çevrede yer alması onun divan şiirinden etkilenmesini sağlamıştır.
  • Kendisinden sonra gelen aşıkları etkilemiş, divan şiirinin dil ve üslup özelliklerinin aşıklar arasında yaygınlaşmasına yol açmıştır.
  • Hem divan hem de halk şiii geleneğiyle eser vermiştir.
  • Âşık Ömer, yüzyıllar boyunca yetişmiş saz şairlerimizin hem en ünlülerinden hem de en çok ürün verenlerindendir. 1500’e yakın şiiri vardır.

 

Kâtibî (17. Yüzyıl)

  • 17. yüzyılda yaşamış ve çağdaşları olan Kuloğlu, Kayıkçı Kul Mustafa gibi şairlerle arkadaşlık etmiş asker şairlerdendir.
  • IV. Murat’ın Bağdat seferine katıldığı yazdığı bir şiirinden anlaşılmaktadır.
  • Hem çağdaşı olan şairleri hem de kendisinden sonra gelenleri etkilemiştir.
  • Hem hece hem de aruzla başarılı şiirler söylemiş; divan ve halk edebiyatı nazım şekillerini kullanmıştır. Özellikle heceyle yazdığı şiirleri teknik olarak daha sağlamdır.
  • Koşma, semai, destan biçimlerinde yazdığı eserlerinde aşk, özlem, kahramanlık temalarını işlemiştir.

 

Kuloğlu (17. Yüzyıl)

  • Çeşitli kaynaklardan edinilen bilgilere göre asıl adı Mustafa olan sanatçı asker şairlerdendir.
  • 2. Osman, 4. Murat, Sultan İbrahim ve 4. Mehmet’in saltanatları döneminde yaşamış ve bazı siyasi olaylara karışmıştır.
  • Aşık Ömer, şairnâmesinde Kuloğlu hakkında “O şakıyan bir şeydâ idi.” ifadesini kullanmıştır.
  • Hem hece hem de aruzla sade bir dille şiirler yazmıştır.
  • Hem çağdaşı olan hem de kendisinden sonra gelen şairleri etkileyen Kuloğlu şiirlerinde aşk, yiğitlik, hikmet temalarını sıklıkla işlemiştir.

 

Gevherî (18. Yüzyıl)

  • 17. yüzyılın sonlarıyla 18. yüzyılın ilk yarısı arasında yaşadığı bilinen şairin asıl adı Mehmet’tir.
  • Yaşamına dair kesin bilgiler yoktur. Kırımlı, İstanbullu ya da devşirme olduğuna ilişkin tahminler vardır.
  • Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın Uyvar Seferi (1663) ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın II. Viyana Kuşatması (1683) üzerine söylemiş olduğu şiirler vardır. Bunun yanında “hey, bre, behey” ünlemleriyle başlayan şiirler söylemesi ve sevdiğini alınması zor sarp bir kaleye benzetmesi onun asker bir şair olduğu inancını güçlendirmektedir.
  • Pek çok eski eserde adının geçmesi, şiirlerinin çokça tanındığının ve sevildiğinin göstergesi kabul edilebilir.
  • Medrese eğitimi alan sanatçı Mehmet Bahri Paşa’nın divan katipliğini yapmıştır. Bu yönüyle kalem şairlerinin arasında yer alır.
  • Divan şairlerinden özellikle Fuzuli’den etkilenmiştir.  Hem divan hem de halk şiiri geleneğiyle şiirler yazmıştır.
  • Divan geleneğiyle yazdığı şiirlerden çok asıl başarısını halk geleneğiyle sade bir dille yazdığı aşk, özlem, gurbet, ayrılık temalarını işlediği şiirlerde göstermiştir.

 

Levnî (18. Yüzyıl)

  • Asıl adı Abdülcelil Çelebi olan Levni, Sultan 2. Mustafa ve 3. Ahmet dönemlerinde yaşamıştır.
  • Ününü daha çok ressam ve nakkaş olarak yapan, minyatürleriyle tanınan Levni’nin bir başka yanı da halk ozanı oluşudur.
  • Lale Devri’ni de yaşamış olan sanatçı, Osmanlı minyatür sanatının son büyük temsilcisidir. (Mahlasının kökü olan Levn sözcüğü; renk, boya anlamlarına gelir.)
  • Şiirlerinde Aşık Ömer’in etkisi görülür.
  • Aruz ölçüsüyle yazdığı şiirleri bulunsa da asıl olarak aşık tarzı şiirleriyle tanınmıştır.
  • Atasözlerini derleyip nazım biçiminde söylediği Atalarsözü Destanı ve gemiyle yaptığı Selanik-İstanbul yolculuğunu konu alan Tekerleme’si türünde ilk örnekler olması bakımından önemlidir.

 

Dertli (19. Yüzyıl)

  • Asıl adı İbrahim olan Dertli’nin ilk mahlası Lütfi’dir. Bolu, Gerede yakınlarındaki Çağa (Reşadiye) nahiyesinin Şahnalar köyünde doğmuştur.
  • Ömrü yoksulluk içinde geçen sanatçı geçimini aşık kahvelerinde saz çalıp şiir söyleyerek sağlamıştır.
  • Döneminin en ünlü aşıklarından olan Dertli, birçok çırak yetiştiren son ustalardan biridir.
  • Divan, halk ve tekke edebiyatlarındaki engin kültürü sayesinde daha sağlığında yaygın bir şöhret kazanmış, divanı taş baskısıyla birçok defa basılmıştır.
  • Hecenin yanı sıra aruzla da şiirler yazmıştır. Aruzla yazdığı şiirlerde tekniği kusurlu olduğundan başarılı olamamıştır.
  • İstanbul, Konya ve Mısır’da bulunmuştur. Ankara’da ölmüştür.

 

Everekli Seyrânî (19. Yüzyıl)

  • Kayseri’nin şu anki adı Develi olan Everek ilçesinde doğan sanatçının asıl adı Mehmet’tir.
  • Sultan Abdülmecit döneminde İstanbul’a gelen sanatçı, karakteri gereği, etrafında gördüğü yanlışlıkları görmezlikten gelememiş ve şiirlerinde bu durumları ağır bir şekilde hicvetmiştir. Bunun sonucunda şimşekleri üzerine çekmiş ve İstanbul’u terk etmek zorunda kalmıştır.
  • Mısır, Bağdat, Halep gibi yerleri dolaşmış yaşı ilerleyince de memleketi Develi’ye giderek ömrünün sonuna kadar orada kalmıştır.
  • Kalem şairlerinden olan sanatçı medrese eğitimi görmüştür. Divan şiirinin etkisiyle şiirler yazsa da asıl başarısını halk geleneğiyle yazdığı koşma, semai, destanları ve Bektaşi tarikatına mensup olduktan sonra yazdığı nefes, ve devriyeleriyle göstermiştir.
  • Seyrani’yi diğer aşıklardan ayıran yönü yaşadığı dönemdeki toplumsal ve siyasi olayları sert bir dille hicvetmesidir. Bu yönüyle divan şairlerinden Nef’i’ ile benzerlik gösterir.

 

Erzurumlu Emrah (19. Yüzyıl)

  • Erzurum’da doğduğu için bu isimle tanınmıştır. Doğum tarihi bilinmeyen şairin 1860 yılında öldüğü tahmin edilmektedir.
  •  Medrese eğitimi gören ve bu yönüyle kalem şairlerinden olan sanatçı, bu özellikleriyle ağır kabul edilebilecek bir dil kullanmış, tasavvufi düşünceyi şiirlerinin ana teması yapmış ve şöhretini bu temalarla yazdığı şiirlerle sağlamıştır.
  • Hem divan hem de halk şiiri geleneğiyle şiirler yazmıştır. Divan şiiri etkisiyle aruzla gazeller, müstezatlar yazmışsa da asıl başarısını hece ölçüsüyle ve sade dille yazdığı koşma ve semaileriyle elde etmiştir.
  • Şiirlerinde ele aldığı temel konular; zamandan şikayet, aşk, gurbet, ayrılık ve tasavvuftur.
  • Şiirleri Anadolu’da sıklıkla söylenmiş, bir kısmı da bestelenmiştir.
  • Şair aralarında Tokatlı Nuri ve Gedai gibi ünlü şairlerin de bulunduğu pek çok çırak yetiştirmiştir.
  • Şiirlerini topladığı bir Divan’ı vardır.

 

Dadaloğlu (19. Yüzyıl)

  • Toroslar’da göçebe olarak yaşayan Türkmenlerin Avşar Boyu’ndan olan olan sanatçı 1785 – 1865 yılları arasında yaşamıştır. Asıl adı Veli’dir.
  • Türkmenlerin yerleşik hayata geçirilmeye çalışılmasına şiddetle karşı çıkmıştır. “Ferman padişahın, dağlar bizimdir.” dizeleriyle, belirli bölgelere yerleşmeye zorlanan ve bu duruma isyan eden Avşarların sözcüsü olmuştur.
  • Derviş Paşa’nın isyanı bastırması üzerine Avşar Boyu, Sivas’ın çeşitli köylerine yerleştirilmiştir.
  • Dadaloğlu’nun şiirlerinde Avşarların Osmanlı’ya isyanı, Toroslardaki göçer boyların yaşamı ve çektikleri sıkıntılar, verdikleri mücadeleler geniş yer tutar.
  • Tarihsel ve sosyal olayların yanı sıra tabiat güzellikleri ve aşk temasıyla yazdığı şiirleri de vardır.
  • Divan şiirinden etkilenmemiş aşıklık geleneğine bağlı kalmıştır. Bu yönüyle meydan şairlerindendir.
  • Sade bir dille lirik ve epik şiirler söylemiştir. Daha çok koçaklamalarıyla ünlenen Dadaloğlu; aşk temasıyla yazdığı şiirleriyle Karacaoğlan’ı, yiğitlik, kahramanlık temalarıyla yazdığı şiirleriyle de Köroğlu’nu hatırlatır.

 

Bayburtlu Zihni (19. Yüzyıl)

  • Bayburt’ta doğan sanatçı eğitimini Trabzon ve Erzurum medreselerinde tamamlamıştır.
  • Asıl adı Mehmet Emin olan Bayburtlu Zihni, 1798(?) -1859 yılları arasında yaşamıştır.
  • Hem divan hem de halk şiiri geleneğiyle şiirler yazmıştır. Halk geleneğiyle söylediği şiirlerinde kısmen yalın bir dil kullanan sanatçı, aruzla yazdığı şiirlerinde ise almış olduğu medrese eğitiminin de etkisiyle ağır bir dil kullanmıştır.
  • 1828 yılında Bayburt’un Ruslar tarafından işgalini ve  gördüğü zararları dile getiren koşma nazım şekliyle yazdığı ağıtıyla büyük şöhret kazanmıştır. “Vardım ki yurdundan ayağ göçürmüş / Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı” dizeleriyle başlayan  koşması sonradan bestelenmiştir.
  • 17. yüzyıldan kendi dönemine kadar Gevheri ve Aşık Ömer’den sonra “Divan” tertip eden ilk halk şairidir.
  •  Asıl ününü  sade bir dil ve hece ölçüsüyle söylediği az sayıdaki koşmalarıyla kazanmıştır.
  • Zulüm ve haksızlıklara karşı çıktığı taşlamalarıyla da tanınan sanatçı memleket özlemi, gurbet, zamandan şikayet gibi temalarla da şiirler yazmıştır.

 

Kağızmanlı Hıfzî (19. Yüzyıl)

  • 1893 yılında Kars’ın Kağızman ilçesinde doğmuştur. Kars ve çevresinin Ruslardan geri alınması sırasında 1918 yılında henüz yirmi beş yaşında hayatını kaybetmiştir.
  • Asıl adı Recep’tir. Medrese eğitimi gören sanatçı Kuran’ı ezberleyerek hafız olmuş ve “Hıfzî” mahlasını almıştır.
  • Aşk, ayrılık, ölüm, inanç gibi konularda şiirler yazmış ve şiirlerinde sade bir dil kullanmıştır.
  • Tabiat aşığı bir sanatçı olan Kağızmanlı Hıfzî, başka temaları işlediği şiirlerinde bile tabiat unsuruna önem vermiştir.
  • Koşma, semai, destan türündeki şiirleri arasında en bilineni amcasının kızının genç yaşta ölümü üzerine yazdığı “Sefil baykuş ne gezersin bu yerde” dizesiyle başlayan ağıttır.

 

Ruhsâtî (19. Yüzyıl)

  • 1835-1911 yılları arasında yaşayan sanatçı değişik mahlaslar kullansa da son olarak Ruhsatî’de karar kılmıştır.
  • Asıl ası Mustafa olan sanatçı Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Deliktaş bucağında doğmuş ve yaşamını burada geçirmiştir.
  • Ömrü boyunca maddi sıkıntı çeken sanatçı geçimini sağlamak için çeşitli işlerde çalışmıştır.
  • Hem divan hem de halk şiiri geleneğiyle şiirler yazmıştır. Hece ölçüsü he halk geleneğiyle yazdığı şiirlerde daha başarılıdır.
  • Sade bir dille yazdığı şiirlerinde yerel söyleyişlere ve özellikle Orta Anadolu ağzına ait ifadelere yer vermiştir.
  • Aşk, doğa, güzellik konulu şiirlerinin yanı sıra didaktik içerikli şiirler ve taşlamalar da söylemiştir.
  • Bektaşi tarikatına mensuptur. Pir Sultan Abdal ve Hatayi’den etkilenmiştir.
  • Erzurumlu Emrah gibi bir “aşık kolu” kurucusudur. Kendisinden sonra gelen birçok şairi etkilemiştir. Onun izinden giden şairler Ruhsati Kolu’nu oluşturmuştur.
  • Üç yüz civarında şiiri tespit edilen sanatçının ayrıca 473 beyitlik aruz ölçüsüyle yazılmış Uğru ile Kadı adlı bir hikayesi bulunmaktadır.
  • Aşıkname ya da şairname adını verebileceğimiz bir destanı vardır.

 

Sümmânî (19. Yüzyıl)

  • 1860-1915 yılları arasında yaşamıştır. Erzurum Narman doğumlu olan sanatçının asıl adı Hüseyin’dir.
  • Badeli aşıklardan olan Sümmânî, rüyasında suretini görüp aşık olduğu sevgilisi Gülperi’yi bulmak için İran, Kafkasya, Hindistan gibi birçok yeri dolaşmıştır. Aşkları bir halk hikayesine konu olmuştur. Pek çok halk hikayesinde olduğu gibi mutlu sonla bitmez.
  • Dönemindeki pek çok ünlü aşıkla tanışmış, onlarla atışmalar yapmış ve kendini kabul ettirmiştir.
  • Hem halk hem de divan şiiri geleneğiyle yazan şairin destan, koşma, öğüt, münacaat, methiye, müstezat tarzında şiirleri vardır.
  • Koşma ve semailerinde aşk, ayrılık, özlem, doğa ve insan sevgisi gibi konuları işleyen sanatçı, kendine özgü buluşlarıyla halk şiirinin güzel örneklerini vermiştir.
  • Deprem, yangın ve sosyal konuları işlediği destanlar da yazan şair tasavvuf kültürüne de hakimdir.
  • Doğu Anadolu çevresindeki aşıklık geleneğinin özellikle Sümmânî ve Aşık Şenlik etrafında geliştiği söylenebilir.

 

Âşık Şenlik (19. Yüzyıl)

  • Asıl adı Hasan’dır. 1850’de Kars’ın Çıldır (günümüzde Ardahan’a bağlıdır) ilçesinde doğan sanatçı,  1913 yılında Revan yolculuğu sonrasında oradaki rakip saz şairlerinin kıskançlığıyla yemeğine zehir katılarak  öldürülmüştür.
  • Sanat hayatını ilk dönemlerinde saz çalmayı bilmeyen şair 19 yaşındayken Ahilkelekli Aşık Nuri’den saz çalmayı öğrenmiştir.
  • 19. yüzyılın sonlarına doğru ünü artan ve birçok saz şairini etkileyen şairin önemli özelliklerinden birisi Azerî ve Anadolu geleneklerini birleştirmiş olmasıdır. Azerî aşıklardan Hasta Hasan ve Dede Kasım’dan aldığı yenilikleri Anadolu aşıklık geleneğine uygulamıştır.
  • Şairin şöhreti Anadolu sahasıyla sınırlı kalmamış; İran, Azerbaycan ve Rusya’nın bir bölümüne kadar yayılmıştır.
  • 1876 yılında meydana gelen ve 93 Harbi olarak da bilinen Osmanlı-Rus Savaşı sırasında söylediği “93 Koçaklaması” çok meşhurdur.
  • Aşık şiirinde ve hikaye sınıflandırma geleneğinde birçok yenilik yapmıştır. Yaptığı yenilikler bugün bile etkisini sürdürmektedir. Latif Şah, Selman Beğ, Sevdâkâr gibi hikayeleri tasnif eden sanatçının Latif Şah adlı halk hikayesi günümüzde de Azerbaycan’da kahvehanelerde söylenmektedir.

 

Bayburtlu Celâlî (19. Yüzyıl)

  • Bayburt’un Demirözü bucağına bağlı Ozansu köyünden olan sanatçı 1850-1915 yılları arasında yaşamıştır. Asıl adı Ahmet’tir.
  • Badeli aşıklardandır. On dört yaşında rüyasında gördüğü pirin elinden aşk badesi içer ve ondan Celâlî mahlasını alır.
  • Medrese eğitimi gören sanatçının yaşamı sıkıntı içinde geçmiştir.
  • İlk eşinin kundaktaki bebeğini öksüz bırakıp ölmesi üzerine yaktığı ağıt birçok bölgede beğenilerek söylenmiştir. Batakçı Destanı ve Güzeller Destanı da meşhur eserlerindendir.
  • Dini konularda da bilgi sahibi olan sanatçının mizahi şiirleri de oldukça beğenilmiştir.
  • Osmanlı-Rus Savaşı sırasında şehit düşen oğlu için söylediği şiirleri ve destanları da olduğu belirtilse de bunlar günümüze ulaşamamıştır.

 

Not: Aşık Veysel Şatıroğlu, Murat Çobanoğlu, Aşık Reyhani, Aşık Mahzuni Şerif, Aşık Feymani, Şeref Taşlıova, Abdurrahim Karakoç gibi 20. yüzyıl aşıkları Cumhuriyet Dönemi sanatçıları arasında anlatılacaktır.

 

 

 

2 Yorumlar

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here