Ana Sayfa Genel Hikaye (Öykü)

Hikaye (Öykü)

1285
0
PAYLAŞ

Hikâye (Öykü)

  • Yaşanmış ya da yaşanabilir nitelikteki olayların anlatıldığı kısa edebi yazılardır.
  • Yalın bir olay örgüsü, kısa ve yoğun bir anlatımı vardır.
  • Sade, anlaşılır bir dille yazılan hikâyelerde öyküleyici anlatım türü tercih edilir.
  • Hikâye türü roman türüyle benzerlik gösterir. Hikaye kısa olması, kişi sayısının az olması, kişilerin tanıtımında ve olayların anlatımında ayrıntılara girilmeyerek yüzeysel bir şekilde işlenmesi, kişilerin hayatının kısa bir bölümünün ele alınmasıyla romandan ayrılır.
  • Bu türün ilk örneklerini İtalyan yazar Boccaccio, Decameron adli eseriyle vermiştir.
  • Türk edebiyatında ilk hikaye örnekleri Tanzimat sanatçısı Ahmet Mithat Efendi‘nin yazdığı Letâif-i Rivâyât adlı eserdir.
  • Batılı anlamda ilk hikaye örneği ise Sâmipaşazâde Sezâi‘nin yazdığı Küçük Şeyler adlı eserdir.
  • Hikaye türleri şunlardır:
    a) Olay Hikâyeleri:
  • Fransız yazar Guy de Maupassant tarafından geliştirildiği için Maupassant tarzı olarak da bilinen bu tarz hikâyeler olay merkezlidir.
  • Olay; serim, düğüm, çözüm bölümleri çerçevesinde mantıklı bir sıralama içinde verilir. Olayın gelişim aşamasında yer yer merak unsurlarına yer verilir, arkasından çözümler gelir.
  • Olay hikâyelerinde yer ve zaman unsurları önemlidir.
  • Türk edebiyatında bu tarz hikayenin en önemli temsilcisi Ömer Seyfettin’dir. Ayrıca Tarık Buğra, Refik Halit Karay, Mustafa Kutlu gibi yazarlar da olay hikayesi yazmıştır.
    b) Kesit (Durum) Hikâyeleri:
  • Rus edebiyatının önde gelen isimlerinden Anton Çehov tarafından geliştirildiği için Çehov tarzı hikaye olarak da bilinen bu hikâyeler hayatın bir kesitini ele alır.
  • Merak unsuru ikinci plandadır.
  • Anlatılan olayın öncesi ve sonrası yoktur.
  • Olayın yerine bireysel ve toplumsal düşünceler, duygu ve hayaller ön plana çıkarılır.
  • Kişilerin yaşam koşulları, mekanlar ve zaman okuyucuya anlatılmaktan çok sezdirilir.
  • Olay öykülerinde karşımıza çıkan klasik serim, düğüm, çözüm bölümleri kesit öykülerinde yoktur.
  • Türk edebiyatında bu tarz hikâyenin en önemli temsilcisi Sait Faik Abasıyanık’tır. Memduh Şevket Esendal ve Sabahattin Ali de durum hikayesi yazmıştır.
    c) Ben Merkezli Hikâye:
  • Durum hikayelerine benzeyen ama kahramanın daha çok kendi ruh hali ve hayal dünyasını yansıttığı hikayelerdir.
  • Bu hikâyede olaylar kahraman anlatıcı bakış açısıyla verilir. Hikaye kahramanı dış dünyayı içinde bulunduğu ruh haline göre algılar ve anlatır.
  • Bu hikayelerde hikayecinin kişiliğiyle hikaye kişileri, anlatanla anlatılan iç içe girer.
  • Hikaye kahramanı genellikle düş dünyasına sığınır.
  • İlk olarak Batı’da görülen bu hikâye tarzının en önemli temsilcisi Franz Kafka’dır. Türk edebiyatında il temsilcisi Haldun Taner’dir. Bilge Karasu, Oğuz Atay ve Nezihe Meriç de ben merkezli (bireyi birey olarak ele alan) hikâyeler yazmıştır.

Hikayede Yapı Unsurları

Hikayeler belli bir plan çerçevesinde şekillenir. Hikayelerin yapısı, olay (olay örgüsü), kişiler, zaman ve mekân (yer) unsurlarından oluşur. Bu unsurların belli bir düzen içinde bir araya getirilmesi yapıyı oluşturur.

a) Olay:

  • Hikayelerde gerçekleşen herhangi bir duruma olay denir.
  • Yapı unsurları içinde en önemli olan unsurdur.
  • Edebi metinlerde anlatılan olaylarla gerçek hayatta bire bir karşılaşmak mümkün değildir. Bunun sebebi anlatılanların yazar tarafından kurgulanmış olmasıdır.

Olay Örgüsü – Olay Zinciri

Olay örgüsü, eserdeki kişilerle ilgili ilişkilerin, çatışmaların ve bunlara bağlı olayların etkileşim ilişkisine bağlı bir biçimde belirli bir çizgi boyunca gerçekleşmesidir.
Olay örgüsü, birbiriyle ilgisiz olayların art arda sıralanması değil, birden fazla olayın sebep-sonuç ilişkisi içinde bir bütün oluşturmasıdır.

Olay zinciri ise, edebi metinlerde değil kişisel hayatı konu edinen metinlerde yer alır. Anı, biyografi, gezi yazısı gibi öğretici metin türlerinde anlatılan, gerçek yaşamdan alınan olayların hiç değiştirilmeden olduğu gibi anlatılmasıdır. Kurmaca değildir.

b) Kişiler:

  • Hikayelerde olayları yaşayanlara kişi denir.
  • Edebi metinler temelde insanı konu edinir. Kişi unsurunun olmadığı bir edebi metin düşünülemez.
  • Kişiler, tıpkı olay gibi gerçek hayattan izler taşısa da kurgu ürünüdür.
  • Edebi metinlerde kişiler insanlar olabileceği gibi insan dışı varlıklar da olabilir.
  • Kişiler, gösterdikleri özellikler doğrultusunda tip ve karakter olmak üzere iki grupta incelenir:
Tip:
  • Edebi eserlerde kişi kadrosu içinde yer alan, belli bir düşünce tarzının, topluluğun zihniyetinin veya ideolojinin temsilciliğini yapan sembol görevi yüklenmiş kişilerdir.
  • Tipin iyilik, kötülük, korkaklık, cimrilik gibi tek bir yanı ön plana çıkarılır. Bu yan kimi zaman oldukça abartılarak yansıtılır.
  • Tip için verilebilecek en iyi örnek Moliere’in Cimri’sidir. Bu tiyatroda baş kişi olan Harpagon’un cimrilik özelliği çok güzel bir şekilde abartılmış ve evrensel anlamda cimriliğin bir sembolü olmuştur.
Karakter:
  • Eserde duygu, düşünce, hayaller bakımından ele alınan kişilerdir.
  • Ayırt edici özelliklere sahiptir. Benzerlerine başka eserlerde rastlanmaz.
  • Karakterlerin kendisinden başka temsil ettiği bir düşünce, ideoloji vs. yoktur.

c) Zaman:

  • Hikayelerde olay ya da olayların yaşandığı sürece zaman denir.
  • Zaman, birkaç saat gibi kısa bir süre olabileceği gibi çok uzun bir süreç de olabilir. Kronolojik sırayla verilebileceği gibi sondan başa doğru ya da gelgitlerle verilebilir.
  • Zamanı belirgin eserler olduğu gibi zamanın belirsiz olduğu eserler de vardır.

d) Mekân (Yer):

  • Olayların meydana geldiği, yaşandığı yere mekân denir.
  • Mekân, olayı ve olayı yaşayan kişileri daha canlı hâle getirerek daha iyi bir şekilde anlamamıza yardımcı olur.
  • Kimi eserlerde gerçek mekân isimleri yer alsa da yine de yazar tarafından kurgulanmıştır.

Hikayelerin Dil ve Anlatım Özellikleri

  • Duygu, düşünce, hayal ya da durumları sözlü veya yazılı olarak ifade etmeye anlatım denir.
  • Yazılı anlatımla oluşturulmuş bir edebi eserde olay ya da durumları okuyucuya anlatan kişiye anlatıcı denir. Anlatıcının varlığı metne bağlıdır. Yazar ve metin arasındaki kişidir.
  • Edebi metinlerde bir de bakış açısı denen bir kavram vardır. Metinde anlatılanların görüldüğü ve okura yansıtıldığı noktaya bakış açısı denir. Anlatıcı olayı çeşitli bakış açılarına göre anlatabilir. Kimi eserlerde birden fazla bakış açısı kullanılabilir.
  • Anlatmaya bağlı edebi metinlerde üç çeşit bakış açısı vardır:

a) İlahi Bakış Açısı:

  • Hakim, Tanrısal bakış açısı olarak da adlandırılır.
  • Bu bakış açısında anlatıcı her şeyi görür, bilir. Kahramanların iç dünyaları, düşünceleri, geçmişte yaşanmış ve gelecekte yaşanacak olaylar hakkında bilgi sahibidir. Kahramanlardan daha fazlasını bilir.
  • Anlatıcı olayların içerisinde yer almaz. Olaylara dışarıdan, müdahale etmeden, kahramanlardan daha geniş bir açıdan bakar.
  • Üçüncü kişili anlatım vardır.

Örnek: “Ali, bıkkınlıkla koltuğa yığıldı. Üzgündü. Az önce işlediği suçu düşünüyor, sonuçlarını kestirmeye çalışıyordu. Gitgide karamsarlığı arttı. Tam o anda çalan telefon düşüncelerini dağıttı. “Bu da kim?” diye düşündü ve yavaşça ahizeyi kaldırdı.”

b) Kahraman Anlatıcının Bakış Açısı:

  • Bu bakış açısında anlatıcı olayın kahramanlarından birisidir. Bu anlatıcı, olayın asıl kahramanı olabileceği gibi arka planda yer alan kahramanlardan biri de olabilir.
  • Anlatıcı hikayeyi bize kendi bakış açısıyla anlatır. Bundan dolayı metindeki kahraman ne görüyor, biliyor ve düşünüyorsa anlattıkları bunlarla sınırlıdır.
  • Kahraman anlatıcı, kendi dil ve üslubunu kullanır ve birinci tekil şahıs ağzıyla konuşur. Anlattıkları iç konuşma ve zihinden geçenler şeklindedir.
  • Okuyucuyla samimi ve inandırıcı bir iletişim kurmasıyla okuyucuya daha yakındır.

Örnek: “Her sabah Çarşı Camii’nin arkasındaki harap zaptiye ahırlarının önünden, bir serçe sürüsü gibi, cıvıl cıvıl neşeli geçerdik. Okul biraz daha ileride,alçak duvarlı,oldukça geniş bir avlunun ortasında idi. Bir kattı, etrafında yükselen büyük kestane ağaçlarının birbirine karışmış koyu gölgeleri bütün çatısını kaplardı. Biz daha avlunun kapısından Hoca girmeden Efendinin olup olmadığını, şöyle bir bakar, anlardık:
-Abdurrahman Çelebi gelmiş mi be?
-Gelmiş, gelmiş… ”  (Ömer Seyfettin / Falaka)

c) Gözlemci (Müşahit) Bakış Açısı

  • Anlatıcı, olayları dışarıdan bir kamera tarafsızlığı ile gözlemleyen bir konumdadır.
  • Anlatıcı, olayı yaşayan kişilerin iç dünyalarını, geçmişte yaşadıklarını, gelecekte yaşayacaklarını bilmez. Nesnel bir tavırla olayları anlatır.

Örnek: İhtiyarlar, köy kahvesinin önünde sandalyelerinde oturuyorlardı. Yaşlı bir çınar ağacının gölgesinde kalmış, beyaza boyanmış kerpiçten yapılan kahvehanenin içinde, kahveci İskilipli Musa’dan başka hiç kimse yoktu. Bahçede Muhtar Hasan birdenbire ayağa kalktı: “Ne susup duruyorsunuz? Şimdi ne halt edeceğiz? Söylesenize!” diye bağırdı. İhtiyarlar başlarını önlerine eğdiler. Elinde bir tepsi dolusu çayla bahçeye gelen Kahveci Musa: “Dellenme, bir hal çaresi bulunur.” deyince ihtiyarlar, başlarıyla onayladılar.

Hikayede Konu, Tema ve Çatışma

Çatışma zıtlık, karşıtlık anlamına gelir.Bir hikayede metni oluşturan parçaları etrafında toplayan ve onlara metin içerisinde anlam kazandıran kavrama çatışma denir.

Bir hikayede veya romanda olay örgüsü monoton, durağan bir şekilde ilerlemez.Okuyucuda uyandırılacak gerilim ve merak unsuru anlatımın sürükleyiciliğini sağlar. Gerilimi sağlayan unsur ise çatışmadır.

Çatışmada en az iki taraf vardır. Bu iki taraf mutlaka iki insan ya da grup olmak zorunda değildir. Tek bir insan kendi içinde çatışmaya girebilir.

Hikayelerde temel çatışmaya bağlı kalarak çeşitli çatışma türleri de bulunabilir. Bunlardan bazıları şunlardır:

  • Fiziksel Çatışma: Kızgınlık, nefret, kaba güç uygulama gibi unsurlar fiziksel çatışmayı oluşturur. Örneğin kahramanların öfkelenmesi, sert sözler söylemesi fiziksel çatışmadır.
  • Psikolojik Çatışma: Kahramanların kendi içlerinde girdikleri çatışmadır. Sevgi – nefret, acıma – merhametsizlik gibi karşıt duygular ya da yapma – yapmama gibi tereddüt içeren durumlar arasında kalan kahraman iç hesaplaşma içine girer.
  • İç Çatışma: Değerlerin çatışmasıdır. İyilik – kötülük, bencillik – fedakarlık, cahillik – bilgelik gibi kavramlar iç çatışmayı ifade eder.
  • Dış Çatışma: Anlatılan olayın kendisi dış çatışmayı oluşturur. Anlatılan olayı özetlemek aynı zamanda o hikaye ya da romanın dış çatışmasını ortaya koymak demektir.

Tema – Konu

  • Tema en genel anlamıyla yazarın anlattığı konunun genel çizgileriyle ifadesidir. Metindeki çatışmanın en kısa ifadesi bize temayı verir.
  • Tema kimi zaman anafikir ile karıştırılabilmektedir. Tema,metnin tamamında anlatılan konunun genel hali; anafikir ise eserin esasını meydana getiren düşünce, eserin sonunda varılacak çıkarım ya da eserde verilmek istenen mesajdır.
  • Metnin yapısı, olay örgüsü ve tema iç içedir.
  • Temayı bulmak için “Genel olarak metinde anlatılan nedir?” sorusunun sorulması gerekir.
  • Temanın zaman, mekan, kişi bakımından sınırlandırılmasına konu denir.
  • Tema, genel ve soyuttur; konu ise sınırlandırılmış ve somutlaştırılmıştır. Örneğin “savaş” teması “I. Dünya savaşı yıllarında Anadolu’nun durumu” şeklinde yer ve zaman açısından sınırlandırılarak konu haline getirilebilir.

www.edebiyatvedil.net

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here