Ana Sayfa Dünya Edebiyatı Roman Özetleri Jane Eyre Roman Çözümlemesi

Jane Eyre Roman Çözümlemesi

2347
0

Jane Eyre Roman Çözümlemesi

Hazırlayan: Zeynep Nida ÇORSUZ

1- ESERİN ADI VE YAZARI:
Jane Eyre, Charlotte Bronte

2-YAYIN EVİ-YAYIN YILI:
Martı Yayınları,1847

3- TÜRÜ
Aşk ve dram.

4- KONUSU
Toplumda farklı sınıflara ait iki kişinin aşkı, dini kesimin ve inançların toplum üzerinde kurduğu baskı, erkek cinsiyetinin daha baskın olduğu bu dönemde kadının tek başına ayakta kalabileceğinin kanıtı ve kadın özgürlüğü konu alınmıştır.

A. ANA İZLEK (TEMA):
Uzun süre acı ve mutsuzluk içinde yaşadıktan sonra aşk ile gelen mutluluk.
B. ESERİN YARDIMCI-ALT TEMALARI:
• Din:
Dînî baskının yaşandığı ve dînî okulların yaygın olduğu bu dönemde bu unusurun başkarakter olan Jane üzerinde önemli bir etkisi olmuştur. Öncelikle evinde ve okulu Lowood’da öğretilen öğretiler üzerine inançlı biri olmuştur fakat ne bir rahibe kadar dindardır ne de dini inkar etmiştir.
Sf 44: “ ‘İncil okuyor musun?’
‘Bazen.’
‘Zevk alıyor musun bundan? Seviyor musun?’
‘Kitabın son kısmını, Yaratılış’ı, Samuel ve Daniel’in kitaplarını seviyorum. Mısır’dan çıkışı, Krallar’ın ve Tarihler’in bir kısmını, Eyüp’ü ve Yusuf’u da seviorum’
• Sosyal statü:
Bu alt tema da Jane’in hayatının büyük bir kısmını etkilemiştir. Gerek Gateshead Konağı’nda, gerek Thornfield’da sosyal statü bakımından alt seviyede bir papazın kızı olduğu için sıkıntılar çekmiştir. Gateshead’de yengesi ve kuzenleri tarafından aşağılanmış, Thornfield’da ise aşık olduğu adam Bay Rochester’ın zengin bir beyefendi olması ve kendinin basit bir mürebbiye olması ona acı çektirmiştir.
Sf 17: “Hanımefendi kibarlığından seni kendi çocuklarıyla yetiştirmene izin veriyor diye sen kendini Bay ve Bayan Reed’lerle bir tutmamalısın. Onların büyük servetleri olacak, seninse hiç paran olmayacak. Sen haddini bilmeli ve onlarla iyi geçinmeye bakmalısın.”
• Gurur:
Jane’in en önemli özelliklerinden olan gurur, onun eşsiz karakterini oluşturan bir öğedir. Gateshead’de ve bazı mekanlarda her ne kadar hor görülse de gururlu olmuş ve benliğini korumuştur. Bu özelliği aynı zamanda bir kadın olarak tek başına ayakta durabilmesini sağlamıştır.
Sf 73-74: “Eğer ben olsaydım, ondan hoşlanmazdım, ona karşı çıkardım. Eğer bana o çubukla vursaydı, elinden alır, gözünün önünde kırardım.”

5. YAZAR:
YAZARIN EDEBÎ YAŞAMI:
A) YAZAR HANGİ TÜRLERDE ESER VERMİŞTİR?
Roman, şiir ve hikaye türünde eserler vermiştir.
B) YAZARIN ETKİLENDİĞİ AKIM-AKIMLAR NELERDİR?
Romantizm ve feminizm akımlarından etkilenmiştir.
C) YAZAR EN ÇOK HANGİ KONULARDA ESER VERMİŞTİR?
Viktorya Dönemi Avrupası’nda sosyal statü farkları, erkek egemenliğinin hakim olduğu bir yerde kadının kendini göstermesi ve feminizm, dönemin dini özellikleri konularında eserler vermiştir.
D) YAZARIN ESERLERİ:
Jane Eyre
Geçmişin Gölgesinde Villette
Profesör
Shirley
Poems by Currer, Elise and Action Bell
On Death of Anne
Bronte
E) YAZARIN ÖZEL YAŞAMI:
a) YAZARIN AİLESİ:
Charlotte Bronte, annesi Maria Branwell ve bir kilise papazı olan İrlandalı babası Patrick Bronte’nin altı çocuğundan üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Aile 1820’de Haworth’a taşındı ve bir yıl sonra anneleri Maria öldü. Bunun üzerine 5 kız ve bir erkek çocuğuna bakma görevi teyzeleri Elizabeth Branwell’e düştü.
b) YAZARIN AŞK HAYATI:
Charlotte Bronte, okulunu bitirdikten sonra Fransızcasını geliştirmek ve Almanca öğrenmek için kardeşi Emily ile Brüksel’e gitti. Burada Constantin Heger ile karısının işlettiği okula öğrenci olarak gitti. Burada Constantin’e âşık oldu ve ilk kez aşk acısını tattı. Kardeşlerini kaybedip büyük acılar çektikten sonra da 39 yaşında rahip Arthur Bell Nicolas ile evlenip mutluluğu yakaladıysa da kısa bir süre sonra vefat etti.
c) YAZARIN YAŞADIĞI YERLER:
İngiltere (Yorkshire), Haworth, Brüksel.
d) YAZARIN EĞİTİMİ:
Charlotte Bronte eğitim hayatına ilk kez annesinin ölümünden sonra Clergy Daughters okulunda başladı. Burada kardeşlerinden birkaçı sağlıksız koşullar yüzünden ölünce evde eğitimine devam etti. Burada babasının kütüphanesinden çıkmayan dört kardeş, edebiyata merak saldılar. Daha sonra Charlotte eğitimine Mirfield’daki Roe Head okulunda devam etti ve burada 1931-32 yıllarında okudu.
e) YAZARIN MESLEĞİ:
Eğitimini tamamladıktan sonra öğretmen olan Charlotte Bronte, okulunda 3 yıl öğretmenlik yaptı ve 1839’da Yorkshire’da birçok ailenin yanında mürebbiyelik yapmaya başladı.1842’de kardeşi Emily ile birlikte Almanca ve işletme dersleri almak için Brüksel’e gitti. Burada İngilizce öğretmenliği yaptı. Teyzelerinin ölmesi üzerine tekrar Londra’ya döndüler fakat Charlotte bu olaydan sonra tekrar Brüksel’e dönmeye karar verdi. Burada ‘Villette’ ve ‘The Proffessor’ adlı kitaplarını yazdı. Londra’ya geri döndüğünde kardeşleriyle takma isimler kullanarak bir şiir kitabı yazdılar fakat istenilen gibi satmayınca hayal kırıklığına uğradılar. Bunun üzerine kardeşler yeni romanlar yazdılar ve 1847’de Charlotte Bronte’nin ünlü Jane Eyre romanı ilk kez basıldı.
Kullanılan Kaynaklar:
http://www.victorianweb.org/authors/bronte/cbronte/lowes1.html
http://www.timas.com.tr/yazarlar/charlotte-bronte.aspx?harf=&list=1
http://www.gradesaver.com/jane-eyre/study-guide/themes

YAZARA DAİR İLGİNİZİ NELER ÇEKTİ?
Yazara dair en çok ilgimi çeken şey hayatının şansızlıkla geçmesi ve acı dolu olmasıdır. Küçük yaştan itibaren ailesinin fertlerini bir bir kaybeden Bronte’nin, ilerki yıllarda da çok mutlu bir hayat yaşadığı söylenemez. Bu yaşadıklarını kitaplarına yansıtabildiğini düşünüyorum çünkü acı ve mutsuzluk okuduğum kitapta gerçekten de çok güzel tasvir edilmişti. Bunun dışında da kitap karakteri Jane Eyre ile olan benzerliği çok ilgimi çekti çünkü Charlotte Bronte; küçük yaşta ailesini kaybetmesi, dini bir okula gitmesi ve burada tüberküloz gibi salgınların olması ve hatta başkarakterin de onun gibi okulda öğretmenlik yaptıktan sonra mürebbiyeliğe başlaması gibi hayatından birçok özelliği bu karaktere yüklemiş. Tek farkları ise Jane Eyre’in sonunda mutluluğu yakalayabilmiş olması.

6. ESERİN ANLATTIĞI DÖNEMİN ÖZELLİKLERİ:
Victoria dönemi Avrupası özelliklerinden ilki bu dönemde sanayileşmenin başlamasıdır. Bu dönemde sömürgecilik yaygındır bu yüzden güçlü ülkeler güçsüz ülkeler üzerinde bir sömürge arayışına geçmiştir.
Bu dönemin sosyal yapısını incelediğimizde, sosyal statü farklarının insan hayatındaki etkisini görürüz. Bu zaman diliminde daha alt seviyeden olan kişiler üst seviyedekilerle bir tutulamaz, aralarındaki farklılığı bozacak evlilik gibi bir girişimde bulunulması diğer sosyete mensupları tarafından ayıp karşılanırdı.
Dönemin dini özellikleri çok tutucudur ve aşk, evlilik, ahlak gibi konularda her türlü dini kısıtlama getirilebilir. Dinin kötüye kullanımı yaygındır ve halk üzerinde büyük bir baskı vardır.
Ataerkil bir yapının hüküm sürdüğü bu dönemde kadın erkek eşitliği gözetilmez, erkek kadından daha üstün kabul edilir ve kadından beklenilen şey evde oturup dikiş nakış yapması, çocuklara bakmasıdır.
Kaynaklar:
http://www.sevdeningunlugu.com/victoria-donemi-ve-jane-eyre/

Victoria Dönemi Britanya Hakkında Bilgi

7.OLAY ÖRGÜSÜ 
1) Jane Eyre Gateshead Konağı’nda yengesi Bayan Reed ve kuzenleri Georgiana, John ve Eliza ile yaşayan öksüz bir kızdır. Burada hizmetçi Bessie dışında hiç kimse tarafından sevilmemektedir ve ailede hep dışlanır, aşağılanır.
2) Bir gün kuzeni John ile kavga ettiğinde haksız yere yengesi tarafından cezalandırılır ve kırmızı oda denilen ceza odasına kapatılır. Hayal gücü çok geniş olan Jane burada korkunç hayaller görür, ne kadar yalvardıysa da odadan çıkarılmaz.
3) Bu olaydan sonra hastalanan Jane’i yengesi eczacının önerisiyle okula gönderip ondan kurtulmaya karar verir. Lowood okulunun yöneticisi Bay Brocklehurst, Jane ile tanışmak için konağa gelir fakat burada yengesi onu yalancı ve günahkâr bir çocuk olarak tanıtır.
4) Ocak ayının dokuzunda Lowood’a gitmek üzere yola koyulur. Yeni okulunda ilk karşılaştığı kişiler Bayan Miller, Bayan Temper ve bir hizmetçi kadındır. Ertesi gün seksene yakın kızın bulunduğu bu disiplinli din okulunda derslere de katılmaya başlar.
5) Bu okulda Jane hayatını değiştiren iki kişiyle tanışır: Helen Burns ve Bayan Temple. Helen Burns okulda bir salgında ölür ve Bayan Temple’da evlenerek buradan ayrılır. Jane ise burada yıllar geçirdikten sonra öğretmen olur. Bir süre sonra bu sıradan hayatından sıkılır ve bir ailenin yanında mürebbiyeliğe başlamak için ilan verir.
6) Bayan Fairfax adına cevap olarak yazılan mektup Jane Eyre’e ulaşır. Bunun üzerine Jane, Millcote yakınlarındaki Thornfield Konağı’na gitmek üzere yola koyulur. Uzun bir yolculuktan sonra Thornfield’a varır ve burada sonradan kahya olduğunu öğrendiği Bayan Fairfax ve öğrencisi küçük, Fransız kız Adele ile tanışır.
7) Bir gün Bayan Fairfax’in mektuplarını postalamak için Hay’e gider. Yolda atından düşüp yaralanan bir adama rastlar ve ona yardım eder. Bu, sert ve otoriter yapılı Thornfield Konağı’nın sahibi Bay Rochester’ı ilk görüşüdür. Konağa döndüğünde Bay Rochester onu çağırtır ve onunla bundan sonra ara ara yapacağı konuşmalardan birini yapar. Bu konuşmada Jane, Adele’in Bay Rochester’ın evlatlık olarak yetiştirdiği bir kız olduğunu, Bay Rochester’ın konağın sahibi olduğunu öğrenir.
8) Jane, Bay Rochester ile geçirdiği sürenin sonucunda ona yavaş yavaş aşık olmaya başlar. Bir süre sonra Bay Rochester konağa sosyeteden bir arkadaş grubunu getirmek için bir seyahate çıkar. Birkaç ay sonra konağa geri döndüklerinde Jane Bayan Fairfax’in söylediği üzere Bay Rochester’ın evleneceği güzel Bayan Ingarm ile tanışır. Bu grup konakta bir süre kalır ve Jane, artık Bay Rochester’ın Bayan Ingram’la evleneceğinden neredeyse emin olmuştur.
9) Jane konakta yaşamaya başladığı ilk günden beri geceleri girmesinin yasak olduğu 3. kattan gelen kahkaha sesleri duyar. Ona Grace Poole adındaki temizlikçiden geldiği söylenmiştir fakat bir gece dayanamaz ve çıkıp bakar. Bay Rochester’ın odasına gider ve alevler içinde yanan bir odayla karşılaşır. Suyla yangını söndürerek Bay Rochester’ın hayatını kurtarır.
10) Bu sırada, Jane Gateshead’den bir mektup alır ve her ne kadar kötü hatıraları olsa da ölüm döşeğindeki yengesini ziyarete gider. Burada hiç tanımadığı amcasından kendine büyük bir miras kaldığını öğrenir.
11) Geri döndüğü gece Bay Rochester ile aralarında bir konuşma geçer ve Bay Rochester aslında Jane’i hep sevdiğini ve aslında Bayan Ingram ile hiç evlenmeyeceğini söyler. Bunun üzerine evlenmeye karar verirler. Ertesi sabah tüm hazırlıklar yapılır ve kiliseye giderler. Tam evleneceklerken bir avukat ortaya çıkar ve Bay Rochester’ın zaten evli olduğu gerekçesiyle evliliğe itiraz eder. Bunun üzerine Bay Rochester gerçekleri açıklamak zorunda kalır ve Jane’e evinde deli bir karısının olduğunu, Grace Poole adındaki hizmetçinin de ona göz kulak olduğunu açıklar.
12) Jane bu duydukları üzerine Bay Rochester’ı her ne kadar bırakmak istemese de Konağı terk eder. Arabacı onu adını bile duymadığı Whitcross diye bir yere getirir. Burada yapacak iş bulamaz ve günlerce aç kalır. En sonunda St. John isimli bir papaz ve kardeşlerinin yaşadığı kır evi gibi bir yerde ona acıyarak içeri alırlar. St. John ona bir köy okulunda iş bulur.
13) Bir süre sonra amcası vefat eder ev büyük servet Jane’e kalır fakat Jane’i asıl heyecanlandıran St. John’dan aldığı büyük haberdir: St. John ve kardeşleri Hannah ile Mary, Jane’in kuzenleridir. Bu haberin üzerine Jane, kendisine verilen mirası kuzenleriyle eşit bir şekilde dörde böler. Bu sırada St. John Jane’e Hindistan’a gittiğinde ona yardımcı olması için onunla evlenmesini ister fakat Jane onu sevmediği için kabul etmez.
14) Jane’in bundan sonraki tek amacı ‘ailem’ diyebileceği bu insanlarla yaşamaktır. Fakat bundan önce Thornfield’a geri dönüp geçen bir yıldır aklından çıkmayan Bay Rochester’a ne olduğunu öğrenmeye gitmeye karar verir. Millcote’a gidip oradakilerden ne olup bitiğini anlamaya çalışır.
15) Bay Rochester’ın Jane’in gidişinden sonra deli karısının evde çıkardığı bir yangında kör olduğunu, kadının da bu yangında öldüğünü, bunun üzerine Bay Rochester’ın kendini Ferndean çiftlik evine kapattığını öğrenir. Bunun üzerine Jane Ferndean’a gider ve Bay Rochester’a döndüğünü söyler. Bay Rochester hiç bu kadar mesut olmamıştır. Bunun üzerine evlenirler ve bir yıl kadar sonra da Bay Rochester’ın gözünün biri az da görmeye başlar.

8. ANA ÇATIŞMA VE YAN ÇATIŞMALAR:
• Birey x Kendisi: Jane, Bay Rochester ile evlenmek üzereyken sakladığı sırları, başka biriyle zaten evli olduğunu, öğrenir. Hem onu bırakmak istememesi, hem de bu olaydan sonra onunla yaşayamayacağını düşünmesi nedeniyle yaşanır.
Sf 389: “(…) ‘Ne yapacağım ben şimdi?’ diye sordum kendi kendime. Ama zihnim buna karşılık- ‘Hemen Thornfield’dan ayrıl’- öyle sert, öyle korkunçtu ki kulaklarımı tıkadım. (…) “Ama içimden bir ses bunu yapabileceğimi, yapacağımı söyledi. Kendimle savaşmaya başladım.”
Jane aynı tür bir iç çatışmayı, St. Jhon, onunla iş için evlenmek istediğinde de yaşar. Papaz St. Jhon ile evlenip onun deyimiyle Tanrı’nın istediğini yapabilirdi fakat ona karşı hiçbir şey hissetmiyordu.
• Birey x Birey: Jane, Bay Rochester hakkında gerçekleri öğrendiğinde konaktan ayrılmak ister fakat Bay Rochester onu kalması için ikna etmeye çalışır.
Sf 415: “ ‘Gidiyor musun Jane?’
‘Gidiyorum, efendim.’
‘Beni terk mi ediyorsun?’
‘Evet.’
‘Gelmeyecek misin? Benim dert ortağım, kurtarıcım olmayacak mısın? Derin aşkım, büyük üzüntüm, deli gibi yalvarışlarım sana bir şey ifade etmiyor mu?’”
• Birey x Toplum: Jane, Bay Rochester ile evleneceği zaman Bay Mason ve avukat, ondan bu evliliği gerçekleştirmemesini ister. Jane’in bu toplum baskısıyla zaten evli olan biriyle evlenemeyeceğini düşünmesi nedeniyle gerçekleşir.
Sf 380: “ ‘Daha önce yapılmış bir evlilik var ortada. Bay Rochester’ın hala yaşayan bir karısı bulunmaktadır.’”
Sf 385: “Merdivenden inerken, avukat bana:
‘Hanımefendi,’dedi, ‘sizin bu işte hiçbir suçunuz yok. Amcanız bu haberi duyduğuna sevinecek. Tabii Bay Mason Madiera’ya döndüğünde amcanızı sağ bulabilirse.’”
• Sınıf Çatışması: Jane Eyre, Bay Rochester’a aşık olduğunda Bay Rochester’ın soylu ve zengin bir adam olması, kendisininse basit bir mürebbiye olmasını göze aldığında ona olan duygularından vazgeçmeye çalışması nedeniyle yaşanır. Yine bu sınıf çatışmasını, Jane ve Bay Rochester evlenmeye karar verdiklerinde Bayan Fairfax’ın bunun içinde bir iş olacağını düşünmesinden de anlayabiliriz.
Sf 348: “ (…) Bay Rochester’ı kendinden uzak tutmaya çalış. Kendine de güvenme. O mevkideki beylerin, evlerindeki mürebbiyelerle evlenmeleri pek alışıldık bir şey değildir.’”

9.KARAKTERLER:
1. Jane Eyre
2. Bayan Reed
3. Bessie Lee
4. Eliza Reed
5. Georgiana Reed
6. Helen Burns
7. Maria Temple
8. Bayan Scatcherd
9. Alice Fairfax
10. Bertha Mason
11. Grace Poole
12. Adele Varens
13. Celine Varens
14. Sophie
15. Blanche Ingram
16. Mary Rivers
17. Diana Rivers
18. Rosamond Oliver
19. Hannah

Erkek Karakterler:
1. Edward Rochester
2. St. John Rivers
3. Bay Lloyd
4. John Reed
5. Bay Brocklehurst
6. Richard Mason
7. Bay Briggs
8. Bay Reed (dayısı)
9. Maliera’daki amcası

10. ANA KARAKTERİN/LERİN DETAYLI ANALİZİ 

JANE EYRE:

• Fiziksel Özellikleri:
1. Yaşıtlarına göre ufak tefek, güzel olmayan, sade kıyafetler giyinen 18 yaşında bir genç kızdır. Ayrıca solgun yüzlü, gamzeli, yeşil gözlü ve kumral saçlıdır.
Sf 338: “ ‘Benim solgun, küçük perim mi bu? Bu gamzeli yanakları, kiraz dudakları olan, güneş gibi parıldayan yüz onun mu? Peki ya bu ipek gibi kumral saçlar, bu ışık saçan ela gözler de neyin nesi?’”
Aslında gözlerim yeşildi okuyucu. Ama onun hatasını affetmelisiniz çünkü bay Rochester için daha yeni renklenmişti benim gözlerim.”
Sf 443: “ ‘Hoş bir yüzü var, ama güzel değil.’
‘O kadar hasta ki, St. John!’
‘Hasta olmasa da basit bir yüzü var. Güzelliğin uyumlu çizgileri yok bu yüzde.’”
• Sosyal Yapısı:
1. Jane Eyre Lowood okulunda okuduktan sonra burada öğretmenlik yapmış, sonra da ilan verip mürebbiyeliğe başlamıştır. Parasal olarak geçinebilmektedir fakat orta sınıf mensubu sayılmaktadır.
Sf 112: “Sonra da öğretmen oldum. İki yıl boyunca hevesle çalıştım.”
Sf 347: “ ‘Ama sonunda ne olur, bilemiyorum. Gerçekten bilemiyorum. Böyle durumlarda sosyal eşitlik ve servet eşitliği gereklidir çoğu zaman.’”
2. Annesi ve babası olmayan öksüz bir çocuktur. Hayatının ilk yıllarında yengesi tarafından refah içinde yetiştirilmesine rağmen burada insanlardan ne sevgi ne de saygı görmüştür.
3. Bunun dışında bu kadar eğitimine rağmen bir köy okulunda öğretmenlik yapmak zorunda kaldığı zamanlar da olmuştur fakat bu işi de severek yapmıştır.
Sf 462: “Güvenli bir yer istiyordum ben. Sıkıcı bir işti, ama zengin bir evde mürebbiyelik yapmakla kıyaslanınca kimseye bağımlı olmayacaktım.”
Sf 467: “ En sonunda bir evim olmuştu. Bir köy kulübesinde yaşıyordum. Beyaz boyalı, tahta zeminli küçük bir odası vardı evimin.”
• Ruhsal Özellikleri:
1. Jane Eyre’in kişiliğinde asi ve isyankar bir yön vardır. Bunu en güzel örneği Gateshead’de yengesine başkaldırmasıdır.
Sf 19: “Hâlâ öfkeliydim; başkaldırmış bir köle gibiydim ve duygum beni iyice kuvvetlendiriyordu.”
Sf 48: “Konuşmam gerekiyordu: zalimce ezmişti beni ve bunun bir karşılığı olmalıydı, ama nasıl? Hasmıma nasıl bir misillemeyle karşılık verebilirdim? Bütün gücümü topladım ve dobra dobra konuşmaya başladım.”
2. Hayatında çok yalnızlık çekmiş olan Jane Eyre bu duyguya da alışkındır ve bu duygu onu yıldırmaz. Bunun dışında çekingen bir tavrı olmasa da bir yabancıyla çekinmeden konuşabilmek gibi bir özelliği yoktur.
Sf 65: “Ama yalnızlık duygusuna alışkındım ben. Çok zor gelmiyordu bana.”
Sf 66: “Bir yabancıyla sohbete girecek cesareti nereden buldum bilemiyordum. Doğama ve alışkanlıklarıma tersti bu.”
3. Jane, dönemin kadınlarından çok farklı olarak tek başına ayakta durmaktan ve risk almaktan korkmaz. Bu özelliğinden dolayı da hayatın durağanlığından rahatsız olur ve hep bir değişiklik arar.
Sf 113: “ Ben o tepeleri aşmak istiyordum. Onların sınırlarında kalan her şey hapisane gibi, sürgün gibi geliyordu bana. Bir dağın etrafını dolanan beyaz yola baktım. İki dağın arasında bir geçitte kayboluyordu. Daha ilerisine gitmek istiyordum ben!”
Sf 146: “Doyumsuz diyebilirler bana. Elimden bir şey gelmez. Benim doğamda var kalıbına sığmamak.”
4. Küstah ve inatçı, dediğim dedik bir kişiliği de vardır.
Sf 257: “ ‘Küstahlığından söylüyorsun bunu. Senden bekliyordum zaten. Eşiği geçtiğin anda, adımlarından anladım bunu.’”
5. Dini bir okulda okumasının da katkısıyla, Jane’in dindar bir tarafı vardır.
Sf 437: “ ‘En kötü ölür giderim,’ dedim. ‘Tanrıya inanıyorum ben. Sessizce bekleyeceğim onun istediğini.”
6. Bütün bunların yanında da Jane meraklı bir kadındır. Küçüklüğünden beri Bay Rochester dahil herkese merak ettiklerini büyük bir açık sözlülükle sorar ve kafasını kurcalayan her şeyi eninde sonunda öğrenmeye çalışır.
Sf 103: “ Güzel hikâye anlatıyordu. Bense incelemeyi seviyordum. O bilgi vermekten hoşlanıyordu, ben soru sormaktan. Yani çok uyumluyduk.”
Sf 492: “Merak içindeydim, ama merakım bir türlü giderilmiyordu. Söyleneni yaptım.”

11. DİĞER KARAKTERLER
• Bay Rochester:
Bay Rochester kitapta Jane Eyre’den sonra en önemli karakterdir. Jane’in Bay Rochester’a aşık olmasıyla tüm hayatı yeniden şekillenir ve dünyaya bakış açısı değişir. Jane, Thornfield’da Bay Rochester’a aşık olur. Daha sonra Bay Rochester’ın yalanı ortaya çıkınca buradan ayrılmak zorunda kalır. Yeni gittiği yerde de hiç bilmediği kuzenlerini bulur. İşte bu karakter olayların bağlantılı olmasında önemli rol oynar.
Sf 333: “ ‘Benim eşim burada,’ dedi. Beni tekrar kendine çekti. ‘Çünkü benim dengim, benim benzerim burada. Jane, benimle evlenir misin?’”
• Bayan Reed:
Bayan Reed, Jane’in yengesidir. Gateshead Konağı’nda Jane Eyre’i hep istenmeyen bir fazlalık olarak görmüş ve çocukluk hayatını ona zehir etmiştir. Onda bıraktığı etki hayatı boyunca sürmüş ve çekingen, sakin biri olmasını bu karakter sağlamıştır.
Sf 38: “Noel de yeni yıl da her zamanki gibi şölen havasında kutlandı Gateshead’de. Hediyeler verildi, akşam yemekleri yendi, partiler yapıldı. Tabii bütün bu eğlenceler bana yasaktı.”
• Bessie Lee:
Bessie, Gateshead’de Jane’i seven ve ona annelik yapan tek kişidir. Belki de Jane gibi ezilmiş bir çocuğun bu konakta psikolojik olarak çökmemesinin tek nedeni Bessie’dir. Bessie, yıllar sonra da Jane’in okuluna gelip onu görür ve hayatında hep hatırlayacakları arasına girer.
Sf 120: “ ‘Peki, kimim ben?’ diye sordu. Hiç de yabancı gelmeyen bir sesi ve gülümsemesi vardı. ‘Beni tamamen unutmadın, değil mi, Bayan Jane?’
Bir saniye sonra, bu kadına sarılmış, hiç durmadan öpüyordum onu. ‘Bessie! Bessie! Bessie!’ diyebiliyordum sadece.”
• Eliza ve Georgiana Reed:
Jane, Bayan Reed’in öz çocukları olan bu iki kızla hayatının bir kısmını geçirmiştir. Bu süreçte onlara daha iyi davranılması bir kız çocuğu olarak Jane’de herhangi bir kıskançlığa yol açmamıştır. Aksine bazen onlara acır. Yıllar sonra tekrar buluştuklarında Eliza dindar bir kadına, Georgiana ise güzelliğiyle ün salmış birine dönüşmüştür.
Sf 300: “ Kuzenlerimin arasında otururken, birinin beni hiç umursamamasını
Diğerinin yarı alaycı tavırlarını ne kadar rahat karşıladığıma çok şaşırdım. Eliza beni utandırmıyor, Georgiana sinirlendiremiyordu.”
• John Reed:
Bayan Reed’in diğer bir çocuğu olan John Reed, Jane’e en kötü ve zalim davranan kişidir. Çocukluğunda onu hep aşağılamış, dövmüştür. Daha sonra da kötü yola girmiş ve annesinin parasını bitirmiştir. Annesi Bayan Reed oğlu John’un ölümü yüzünden hastalanmış ve ölüm döşeğindeyken Jane’i yanına çağırtmıştır. Thornfield’dan Gateshead’e dönen Jane, amcasından kendisine bir miras kaldığını böylece öğrenmiştir.
Sf 291: “Zaten Bay John’un savurganlıkları yüzünden geliri çok azalmıştı hanımın. Çekip gitti Bay John. Sonra da ölüm haberi geldi.(…) Senin adını söylüyormuş hanım. ‘Jane’i getirin. Jane’i bulun. Onu görmek istiyorum, diyormuş.”
• Bay Reed:
Annesi ve babası öldükten sonra Jane’i en çok seven kişidir. Hikayedeki önemi ise ölmeden önce eşi Bayan Reed’e Jane’e bakması için söz verdirmesidir. Bu söz üzerine Bayan Reed Jane’i yetiştirmek için tüm yükümlülüğü üzerine almak durumunda kalmış ve Jane’in çocukluk hayatı Gateshead’de başlamıştır.
Sf 22: “Onu hatırlayamıyordum; ama annemin öz ağabeyi olduğunu, beni anasız babasız bir çocuk olarak eve aldığını, son anlarında, Bayan Reed’e beni kendi çocuklarıyla birlikte yetiştirip koruyacağına dair söz verdirdiğini biliyordum.”
• Bay Lloyd:
Jane’in kırmızı odaya kapatılması sonucu hastalanmasıyla konağa çağrılan eczacı Bay Lloyd’un Jane’in hayatına olan etkisi, Bayan Reed’in onu okula göndermesine vesile olmasıdır. Bay Lloyd’un, Jane’in hastalığını sıkıntıya bağlaması ve ortam değişikliğine ihtiyacı olduğunu savunması sonucu Jane’in okula gitmesi kararlaştırılmıştır.
Sf 34: “ ‘Çocuğun hava ve yer değişikliğine ihtiyacı var,’ dedi kendi kendine konuşarak.”
• Bay Brocklehurst:
Bay Brocklehurst Lowood Okulu’nun veznedarıdır. Bayan Reed, Jane’i Lowood’a bu adam aracılığıyla yazdırmıştır. Bayan Reed’in Bay Brocklehurst ile ilk tanıştıklarında Jane hakkında kötü ve asılsız suçlamalarda bulunması, sonradan Jane’in okulunda zor anlar geçirmesine neden olmuştur.
Sf 81: “Benim karakterimle ilgili Bayan Reed’in söylediği zalimce şeyler ve Bay Brocklehurst’ün hem Bayan Temple’a hem de diğer öğretmenlere tehlikeli yapımla ilgili bilgi verileceğini söylemesi hâlâ hatırımdaydı.”
• Helen Burns:
Helen Burns, Jane Eyre’in Lowood’a geldiğinde edindiği ilk arkadaştır. Helen Burns, çok dindar, temiz kalpli ve sakin yapılı bir kızdır. Jane ondan çok şey öğrenir, öğütlerini dinler, Helen onun bakış açısı ve düşüncelerinde önemli bir rol oynar. Helen’in okuldaki salgına yakalanıp ölmesi Jane’i çok etkiler ve onu hiç unutmaz.
Sf 104: “ Bugüne kadar beslediğim en büyük saygıyı ve sevgiyi ona vermekten, ona güçlü bir sevgiyle bağlı olmaktan hiç usanmazdım. Her ne olursa olsun, bana sessiz ve sadık bir arkadaş olan Helen’e başka nasıl karşılık verebilirdim ki?”
• Maria Temple:
Bayan Temple Lowood’un müdiresidir. Jane’ ve bütün diğer öğrencilere diğerlerinin aksine sevecenlik ve merhametle yaklaşır. Jane’in hayatında örnek aldığı kişilerden biri de Bayan Temple’dır.
Sf 75: “ Bayan Temple iyilik dolu bir insandır. Birine sert davranmak üzer onu. Okulun en kötüsü olsa bile fark etmez.”
• Alice Fairfax:
Yaşlı, iyi kalpli Bayan Fairfax Thornfield Konağı’nın kahyası, Bay Rochester’ın da akrabasıdır. Jane’e burada bulunduğu süre boyunca arkadaşlık etmiştir.
Sf 128: “ Beni ne ezecek bir ihtişamı ne de, küçük düşürecek bir tavrı vardı. İçeri girdiğimde, yaşlı hanım kalktı. Hızla ve kibarca yanıma geldi beni karşılamak için .”
• Adele Varens:
Adele, Jane Eyre’in Thornfield’da mürebbiyeliğini yaptığı küçük kızdır. Kitaptaki önemi, Bay Rochester’ın daha önceden ilişki yaşadığı bir kadınından olmasıdır. Ona sık sık geçmişi, saflığı ve temizliği hatırlatır. Jane de Adele’e karşı büyük bir sevgi beslemekte, onu kardeşi gibi sevmektedir.
Sf 145: “Öğrencim çok neşeli bir çocuktu. Şımartılmış ve her hareketine göz yumulmuştu. O yüzden, bazen zıvanadan çıkabiliyordu.”
• Sophie:
Adele’in Fransız bakıcısıdır. Jane, Fransıcasını geliştirmek için hep Sophie ile konuşur.
• Céline Varens:
Adele’in öz annesidir. Bay Rochester onunla Fransa’da tanışmış e bir ilişki yaşamıştır. Bay Rochester’ın geçmişteki hatalar olarak bahsettiği şeylerden biri de budur.
Sf 187: “Kadının adı Céline Varens’miş. Bay Rocheser bir zamanlar büyük bir tutku duyuyormuş kadına karşı. Célin de bu tutkuya çok daha büyük bir arzuyla karşılık veriyormuş.”
• Bertha Mason:
Bertha Mason, Bay Rochester’ın gizlediği karısıdır. Bu kadınla yıllar önce hastalığını bilmeden evlenen Bay Rochester, bu sırrını Jane’den saklamaya çalışmıştır. Fakat deli kadının kahkahalarını ve yaptığı çılgınlıklarını fark eden Jane, tam evlilik gününde bu gerçeği öğrenir ve Thornfield’ı terk eder.
Sf 392: “ ‘Ah, biliyorum ben. Berthe Mason yüzünden, değil mi? Kollarımın dolu olduğunu sanıyorsun.’”
• Grace Poole:
Bertha Mason’un bakıcısıdır. Soğukkanlı ve işini bilen bir kadındır. Üçüncü kattan gelen kahkahalardan Jane şüphelenmesin diye hep Grace Poole’dan geldiği söylenmiştir. İçki içmeyi seven Grace’in içkiyi fazla kaçırdığı günlerde Bertha odasından çıkar ve eve korku salar.
• Richard Mason:
Bertha’nın erkek kardeşidir. Bay Rochester’ın Bertha ile ilgili sırrını saklamasına mani olmaz fakat Jane ile Bay Rochester’ın düğün gününde yanında avukat Bay Briggs’i de getirerek haklı bir gerekçeyle düğüne  engel olur.
Sf 381: “ Şimdiye kadar gerilerde durmuş olan ikinci yabancı da yaklaştı. Avukatın arkasında soluk bir yüz duruyordu. Evet, Mason’ın ta kendisiydi bu.”
• Blanche Ingram:
Blanche Ingram, Bay Rochester ile evlenmesi beklenen zengin, güzel, yetenekli; bir o kadar da taş kalpli, kibirli bir kadındır. Bay Rochester bu kadına aslında aşık değildir ve onu Jane’i kıskandırmak için kullanır.
“ ‘Bayan Ingram’ı seviyor muyum ben? Hayır. Bunun sen de biliyorsun. O beni seviyor mu? Hayır.’ “
• St. John Rivers:
Jane’in sonradan öz kuzeni olduğunu öğrendiği papaz St. John, ona işi için evlenme teklifi eder. Jane ise sevmediği bir adamla iş için bile olsa evlenemez. Bunun üzerine iki kuzen arasında çatışmalar yaşansa da sonunda uzlaşırlar.
Sf 521: “ ‘Kız kardeşimi elimden alabilirler bir gün. Bir eşim olmalı benim. Ölüme kadar yanımda olacak biri.’”
• Mary ve Diana Rivers:
Mary ve Diana Jane’in öz kuzenleridir. Onu aç ve susuzken evlerine almış, ona iyi bakmışlardır. Bunun sonucu olarak da Jane kendisine bir miras kaldığını öğrenince tüm parasını onlarla paylaşır.
• Rosamond Oliver:
St. John’un sevdiği zengin ve kibar bir bayandır. Aynı kasaba oturmalarına ve görüşmelerine rağmen St. John Rosamond’a onu sevdiğini hiçbir zaman söylemez ve bunun yerine misyoner olma hayalini gerçekleştirmek ister.
• Bay Briggs:
Jane ve Edward’ın evliliğini bir itirazla engelleyen bu avukatın kitaptaki önemi Jane’e hayatının büyük haberlerini veren adam olmasıdır. Bu avukat Jane’in Maliera’daki amcasının bir tanıdığıdır. Jane, St. John, Diana ve Mary’nin kuzen oldukları haberini de yine bu adam getirir.
• Maliera’daki amcası:
Jane’in baba tarafından olan bu adam, uzun zamanda büyük bir para biriktirerek mirasını Jane’e devretmiştir. Bu haberi ilk olarak Bayan Reed’den alan Jane’in hayatını etkileyen büyük olaylardan biridir.

12. MEKANLAR İLE BUNLARIN ANA KARAKTER VE OLAYLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ:

• AÇIK ALANLAR: 
İngiltere:
Roman’daki olaylar en genel şekilde İngiltere’de geçmektedir. İngiltere, dönem özellikleri bakımından Avrupa’nın gelişmiş, ataerkil yapılı bir toplumudur. İnsanların düşünce tarzları, örneğin bir mürebbiyenin zengin bir adamla evlenemeyeceği gibi, Jane’in yaşamını etkilemiştir. Örneğin Jane, Bay Rochester’a aşık olduğunda bunun imkansızlığını, Bay Rochester’ın zenginliği, kendisinin yaşı gibi nedenlere bağlamıştır. Bunlar dışında bu dönemde İngiltere’de kadının kendi ayakları üzerinde durması normal karşılanmadığı ve Jane, dönem kadınlarından farklı olarak özgürlüğüne düşkün olması hem Bay Rochester’ın ona aşık olmasında hem de hayatının gidişatında önemli rol oynamıştır.
Sf 146: “Doyumsuz diyebilirler bana. Elimden bir şey gelmez. Doğamda var kalıbına sığmamak.”
Millcote, Morton:
Bu iki açık mekan hayali olsa da Jane Eyre’in hayatının bazı kısımlarının geçtiği mekanlardır. Millcote’un yakınları olarak tarif edilen Thornfield, Jane’in ilk kez aşık olduğu yerdir. Hiç bilmediği kuzenleri ile tanıştığı mekan ise Morton’dır.
Sf 124: “Ben de beni Millcote’un hiç bilmediğim diyarlarındaki yeni işime götürecek olan arabaya bindim.”
• KAPALI ALANLAR
Gateshead Konağı:
Jane’in çocukluk yıllarının geçtiği konaktır. Burada varlık içinde fakat mutsuz bir yaşam sürmüştür. Yengesi ve çocukları tarafından zulme uğradığı bu yeri hiç unutmaz.
Sf 55: “Koridordan geçip ön kapıya giderken, ‘Hoşça kal, Gateshead!’ diye bağırdım.
Kırmızı oda:
Bu oda Jane, Gateshead’de yaşarken çok az kullanılan ve sadece Jane’e ceza vermek amaçlı açılan ihtişamlı bir odadır. Bay Reed burada öldüğü için bu uğursuz oda Jane’in orada kilitli kaldığı süreçte kâbuslar görmesine ve hastalanmasına neden olmuştur. Bu yüzden kırmızı oda Jane’de derin izler bırakmıştır.
Sf 19: “Bay Reed dokuz yıl önce ölmüştü: son nefesini bu odada vermişti. Cenazesi bu odada sergilenmişti; tabutunu yine bu odadan çıkarmıştı cenazeciler.”
Lowood Okulu:
Jane Eyre hayatının sekiz yılını bu okulda geçirmiştir. Düşüncelerini etkileyen insanlar ve koşullarla da bu mekanda tanışmıştır. Okulun başlıca özellikleri, kızları şehvetten, günahtan uzak tutmak ve sade bir yaşam vermektir. Jane’in sade ve ağırbaşlı karakterini kazanmasında bu okulun büyük bir payı vardır.
Sf 46: “ ‘Lowood okuluyla bağlantısı olan her şeyde kararlılık dikkate alınmıştır. Basit yiyecekler, sade kıyafetler, yalın konaklama yerleri, güçlü ve canlı alışkanlıklar söz konusu.’”
Thornfield Konağı:
Jane, Lowood’daki yaşamından sıkılınca bir mürebbiyelik ilanı verir ve bunun üzerine Thornfield Konağı’nda göreve başlar. Bu konak başlı başına en önemli mekan kabul edilebilir çünkü Jane burada hayatının aşkıyla tanışır. Bay Rochester ve diğerleriyle geçirdiği zamanlar ona çok farklı tecrübeler kazandırmıştır.
Sf 133: “ ‘ Thornfield’ı beğendin mi?’ diye sordu. Ben de çok beğendiğimi söyledim.”
Bozkır Evi:
Bozkır evi, Jane’in kuzenlerinin Morton’da yaşadıkları yerdir. Jane bu mekana ilk kez, kaybolup acınacak durumda kaldığında St. John’un onu eve almasıyla gelir. St. John, Diana ve Mary ile bir süre yaşar ve onlarla kuzen olduğunu öğrenince bu eve özel bir bağlılık duymaya başlar. Mirasını kuzenleriyle paylaşır ve Bozkır Evini kapatmalarına izin vermez. Bu mekan onun için ailesini bulduğu, evi olarak gördüğü yerdir.
Sf 456: “Bozkır evinde oturanları tanıdıkça daha çok seviyordum. (…) Bu gri, küçük eski yapıyı da seviyordum. Alçak çatısı, kafesli pencereleri, yosunlu duvarları, dağlardan gelen rüzgârlar yüzünden bir yana eğilmiş yaşlı köknarlardan oluşan yolu çok hoşuma gidiyordu.”
Ferndean çiftlik evi:
Jane gittkten sonra büyük bir çöküntü yaşayan Bay Rochester, geçirdiği kazadan sonra Thornfield’dan ayrılarak buraya gelir. Bu yerin kitap ve karakterler üzerinde etkisi büyüktür. Jane yaklaşık bir yıl sonra Bay Rochester’ı görmek için Ferndean’a gelir ve bu karşılaşmadan sonra yeniden evlenmeye karar verirler.
Sf 550: “Ferndean çiftlik evi epey eski, orta büyüklükte, hiçbir mimari özelliği olmayan, ormanın ortasında alelade bir evdi. Daha önce de duymuştum adını, Bay Rochester çok bahsederdi buradan.”

FANTASTİK ALAN (Gerçekçi olmayan, soyut yerler): Yok
DUYGUSAL ALAN (Rüyada başlayan olaylar vb.):
Thornfield’la ilgili rüya:
Jane Eyre’in hayatının bir parçası olmuş rüyalarda geçen mekanlardan biri Thornfield’dır. Bir gün rüyasında Thornfield Konağı’nın bir yıkıntıya dönüştüğünü görür. Bu rüyanın bir diğer temel öğesi olan Bay Rochester ile aralarında uzanan büyük bir engel görür. Ona ulaşmak ister fakat aşması gereken büyük duvar ve kucağındaki çocuk bunu engeller. Bu rüya onu derinden etkiler ve Bay Rochester’a anlatır ve rüyasının üstüne odasına giren garip kadın, onu daha temkinli olmaya iter.
Sf 371: “ Bir rüya gördüm, efendim. Thornfield Konağı korkunç bir yıkıntı, baykuş yuvası, yarasa yuvası olmuştu. (…)Kucağıma yine şallara sarınmış o yabancı çocuğu taşıyordum. Çocuğun ağırlığı ilerlememe engel oluyordu, ama ne yaparsam yapayım kucağımdan bırakamıyordum.”
Gateshead’le ilgili rüya:
Jane, bu rüyayı Bay Rochester ile evliliklerinin iptal olduğu gün yoğun duygulara kapıldığı zaman görür. Gateshead’de kırmızı odadadır ve yıllar önce görüp korktuğu beyaz ışık birden belirir. Bu annesidir ve onunla konuşur. Bunun üzerine de Thornfield’dan ayrılmaya kesin olarak karar verir.
Sf 416: “Sesi ölçülemeyecek kadar uzaktan geliyordu, ama yine de o kadar yakınımdaydı ki, kalbime fısıldıyordu:
‘Kızım, şeytana uyma.’
‘Uymayacağım, anne.’”
Bay Rochester ile ilgili rüya:
Jane Thornfield’dan ayrldığından beri Bay Rochester ile ilgili rüyalar görür. Fakat bir gün St. John’un yanındayken duyduğu ses onu resmen Thornfield’a geri çağırır. Bu rüyayı en önemli olarak kabul edebiliriz çünkü Jane’in tüm hayatını değiştirir ve Bay Rochester’ı bulmaya gider.
Sf 537: “ ‘Jane! Jane! Jane!’ diyordu biri sadece.
‘Tanrım! Bu nedir? dedim nefes nefese.(…) Edward Rochester’ın sesiydi bu. Acı içinde, ısrarla, yalvararak, aceleyle çağırıyordu beni.”

13. ZAMAN:
Olaylar Viktorya dönemi İngiltere’sinde geçer. Dönemin özelliklerinden en önemlisi erkeğin kadından daha üstün olarak kabul edildiği zamanlar olmasıdır. Bunu Jane Eyre’in yaşamından ve hatta yazarın kitaplarını ciddiye alınmak için bir erkek adı ile yayınlamasından anlayabiliriz. Bunun dışında olaylar soğuk bir kış gününde başlar ve olayların süresi yaklaşık 9 yıldır. 10 yaşındaki küçük kızın 19 yaşına gelişine kadarki bir zamanda geçer. Olaylarda geri dönüş belirli bir biçimde yoktur. Sadece karakterler geçmişini anlattıklarında geçmiş hakkında bilgi sahibi olabiliriz.

14. ANLATICI:
Olaylar kahraman bakış açısıyla 1. tekil kişinin ağzından anlatılmaktadır. Anlatan kişinin duyguları ve tasvirleri dışında karakterlerin iç düşünceleri belli değildir ve gözleme dayalıdır.
Sf 9: “ Uzun yürüyüşlerden hiç hoşlanmazdım, özellikle de soğuk öğleden sonrası yapılan yürüyüşlerden.”
Sf 56: “Odada içi müzik aletleriyle dolu, küçük, kırmızı bir çıkıntı vardı. Uzun süre dolaştım odada. Kendimi çok garip hissediyordum.”

15. ÜSLÛP, DİL VE ANLATIM:

a) Semboller:
Kırmızı Oda: Toplum’un Jane’İ hapsetmesi, özgürlüğünün kısıtlanması.
Kırmızı oda sembolü kitapta birçok yerde tekrar edilen ve hatırlatılan bir mekandır. Örneğin bu sembolü ilk kez Gateshead’de görürüz. Sonra Jane Lowood’da hapis kaldığını düşündüğü, kendini özgür hissetmediği zaman, Thornfield’dan ayrılıp ayrılmama konusunda kararsız kalınca ve St. John ile evlenmek istememesine rağmen St. John ona baskı yapınca hep kırmızı odayı düşünür, bu sembolle ilgili rüyalar görür, hatırlatmalar yapar.
Sf 15: “ ‘Kırmızı odaya götürüp kilitleyin!’ dedi. Dört tane el anında uzanıp beni üst kata götürdü.”
Sf 416: “Rüyamda çocukluğumun geçtiği yerleri gördüm: Gateshead’deki kırmızı odada yatıyordum; karanlık bir geceydi, aklımda garip korkular vardı.”
Atkestenesi Ağacı: Jane’in Bay Rochester ile olan ilişkisinin aşka dönüşmesi veya Jane’in bağımsız olmasının sembolü.
Bay Rochester Jane’ e aşkını ilan etmeden önce onun ile ilişkisi patron- çalışan ilişkisidir. Fakat aralarındaki bariyerleri kaldırdıkları gece birbirlerine atkestanesi ağaçlarının altında aşklarını itiraf ederler. Aynı akşam atkestanesi ağacının yıldırımla ortadan ikiye bölünmesi aralarındaki sınıf farklılığının kalkmış olduğunu sembolize eder.
Sf 336: “Dün gece fırtına sırasında, meyve bahçesindeki atkestanesi ağacına yıldırım düştüğünü söyledi. Ağaç ortadan ikiye bölünmüş.”
Bu sembolün bir diğer anlamı da Jane, Bay Rochester’ın ona karşı zaafını öğrenince artık bağımsızlığını ilan etmesidir çünkü artık onun sadece çalışanı değil, sevdiği kadındır. Bu olaydan sonra Jane, patronuna bağlanmak zorunda kalmaz ve ileriki bölümlerde de onu kendi istediği şekilde yönetir.
Sf 353: “Ben de tutsaklara özgürlük fikri aşılamak için misyoner olacağım. Sizin hareminize de gireceğim tabii. Oraya girer girmez isyan çıkaracağım. Ne kadar güçlü olursanız olun, fark etmeyecek. Bizim ellerimize düşeceksiniz. Bir despotun verdiği en özgürlükçü fermanı verene kadar da iplerinizi çözmeyeceğiz.”
Ateş ile Buz: Bay Rochester ve St John arasındaki fark.
Romandaki sembollerden biri de ateş ve buza benzetilen Bay Rochester ve St. John karşılaştırılmasıdır. Bay Rochester’ın vücudun, yüz ifadesin, bakışları ve sevgisi ateş ve sıcaklık olarak tasvir edilirken St. John Rivers’ın soğuk, sert, baskıcı yapısı; donuk yüz ifadesi ve mesafeli davranışları Jane için adeta buzdan farksızdır. Bu yüzdendir ki Jane St. John ile evlenmek istememiş, onu gerçekten seven Bay Rochester’a gitmeye karar vermiştir.
Sf 336: “Fırtına boyunca üç kez geldi kapıma Bay Rochester. Rahat olup olmadığımı sordu. Bana hiç kimsenin vermediği bir huzur ve güç veriyordu efendim.”
Sf 450: “Böyle kımıldamadan otururken bile, burun deliklerinin, ağzının, kaşlarının duruşundan onun huzursuz, katı ya da sabırsız bir yanı olduğu anlaşılıyordu.”
Resim ve Porteler: Jane ‘in duygularının dışa vurumu.
Resim, özellikle portre çizimi kitapta önemli bir semboldür. Jane Lowood’da resim çizmeyi öğrenir ve bunu hep büyük bir zevkle, duygularını yansıtmak için kullanır. Bay Rochester ve diğer kimseler de onun bu yeteneğinden bahsederler. Bunun yanında Bayan Ingram’ın portresini tasvir edildiği gibi çizdiğinde onun görünüşüyle kendi yüz hatlarını karşılaştırır. Resim yapmak onun hayatının bir parçasıdır.
Sf 168: “ ‘Resme dalmıştım, efendim. Ve evet, mutluydum. Bu resimleri çizmek, benim için hayatımın en büyük zevklerinden biriydi.’”

b) İmgeler:
Sf 101: “Bitkiler tüm güçleriyle uyanmışlardı. Lowood saç örgülerini açmıştı.”
Sf 100: “İnsanı kesen rüzgarlar dinmişti.”
Sf 174: “Yüksek pencerenin ve ondan da yüksek olan kemerin mor perdeleri zengin, ağır bir havayla dökülüyorlardı yere.”

c) Atasözü ve deyimler:
Sf 204: “Alçak! Benim ağzımdan laf alacak ki planlarını ona göre yapsın.”
Sf 205: “ İkiyüzlülüğü akıl alır gibi değildi. Olduğum yerde donup kalmıştım.”
Sf 211: “ ‘Sen mi Bay Rochester’ın gözüne gireceksin’ dedim.”

d) İç monolog:
Sf 69: “ ‘Nasıl bu kadar sessiz, bu kadar sağlam durabiliyor?’ diye sordum kendime.”
Sf 127: “ ‘Bence,’ diye düşündüm, ‘Hizmetçisinin ve arabasının halinden Bayan Fairfax’ın çok da gösterişli bir havası olmadığı anlaşılıyor.’”
Sf 206: “ ‘Hayır. Bu doğru olamaz! Ben yanılıyor olmalıyım,’diye düşündüm.”

e) Diyalog:
Sf 217: “ ‘İyi maaş alıyordur herhalde,’ dedi.
‘Evet,’dedi Leah. ‘Keşke benim de o kadar maaşım olsaydı.’”
Sf 238: “ ‘Bir şeyim yok, efendim.’
‘Beni boğmaya kalktığın gece mi üşüttün?’”

f) En çok kullanılan noktalama işaretleri:
Virgül: Virgül, kitapta en çok kullanılan noktalama işareti sayılabilir. Genel olarak birbiri ardına sıralanan cümleleri ayırmak, sıra halinde gelen öğeleri birbirinden ayırmak için kullanılmış. Ayrıca vurgulanmak istenen ve duraksama gerektiren cümlelerde ve de tırnaktan sonra kullanılmış.
Sf 375: “ ‘Yukarı çıkınca Sophie’yi kaldır, yarın seni erkenden uyandırsın, çünkü saat 8’den önce giyinip kahvaltını bitirmiş olman gerekiyor.’ “
Sf 138-139: “Türk halısı, ceviz ağacı kaplamalı duvarları, eğimli camı olan kocaman bir penceresi ve muazzam bir kalıbı olan yüksek tavanı vardı.”
Sf 82: “ ‘Emirleriniz yerine getirilecektir, efendim,’ dedi Bayan Temple.”
Noktalı virgül: Noktalı virgül kitapta bir cümle ardından gelen açıklamayı ayırmak için ve virgülle ayrılan kelime öbeklerini ayırmak için kullanılmış.
Sf 10: “Bir Türk gibi oturup bağdaş kurdum; kırmızı perdeyi de çekince, iki kez gizlenmiş oldum.”
Sf 39: “Hikâye anlatma konusunda da oldukça yetenekliydi; yani en azından, çocuk odasında anlattığı hikâyelerden öyle bir izlenim bırakmıştı üzerimde.”
İki nokta  ve kısa çizgi: Bu işaretler de sık kullanılan noktalama işaretlerindendir. Kitapta en önemli işlevleri bir cümle sonunda gelen açıklama için kullanılmasıdır.
Sf 10: Sf 10: “Kitabıma döndüm- Bewick’in İngiliz Kuşları Tarihi’ydi: işin aslı, kitapta yazanlarla pek de ilgilenmiyordum.”
Ünlem: Coşku ve heyecanı belirten ve yüksek sesle söylenen cümlelerde kullanılmıştır.
Sf 178: “‘Hım! Güzel cevap.’”
Sf 270: “‘ Rochester! Rochester! Tanrı aşkına, gel!’”
Soru işareti: Kitapta soru anlamlı cümlelerde ve cevabı bilinen soru cümlelerinde kullanılmış.
Sf 18: “‘O çocuk ölünce nereye gider acaba?’”
Sf 271: “‘ Neydi o?’, ‘Kim yaralandı?‘, ‘Ne oldu öyle?’(…)”

16. BETİMLEMELER
Karakter Betimlemeleri:
Eliza, Geogiana Reed:
Sf 20: “ Dik kafalı ve bencil Eliza’ya saygı gösteriyorlardı. Şımarık, ters, kaprisli ve terbiyesiz Georgiana’yı herkes şımartıyordu. Güzelliği, pembe yanakları ve altın renkli bukleleri ona her bakana zevk veriyor gibiydi.”
John Reed:
Sf 20: “Kimse John’u cezalandırmaz, hatta engellemeye bile kalkışmazdı; güvercinlerin boğazını sıkar, civcivleri öldürür, köpekleri koyunların üzerine salar, seradaki üzüm asmalarının meyvelerini koparır, en seçkin çiçek filelerini kırardı. (…) Tüm bunlara rağmen, annesinin bir tanesiydi o.”
Bay Lloyd:
Sf 31: “ Gözleri küçük ve griydi; çok parlak değillerdi, ama şimdi keskin bakışlı olduklarını anlayabiliyordum. Keskin hatlı, ama güzel bir yüzü vardı.”
Bessie Lee:
Sf 39: “ Bessie Lee doğuştan yetenekli bir kız olmalıydı, çünkü yaptığı her şeyde iyiydi. Hikaye anlatma konusunda da oldukça yetenekliydi; Yani en azından, çocuk odasında anlattığı hikayelerden öyle bir izlenim bırakmıştı üzerimde. Eğer doğru hatırlıyorsam, güzeldi de. İnce, genç bir kadın olarak hatırlıyorum onu. Siyah saçları, koyu renk gözleri, hoş yüz hatları ve güzel bir teni vardı. Ama kaprisli ve çabuk sinirlenen bir mizaca sahipti. Ahlak ya da adalet gibi kavramlara karşı duyarsızdı.”
Bayan Reed:
Sf 47: “Otuz altı ya da otuz yedi yaşında olmalıydı Bayan Reed. Sağlam yapılı, geniş omuzlu ve güçlüydü. Uzun değildi ama iriydi. Obez gibi olmasa da geniş bir yüzü vardı. Yanakları geniş ve sertti; alnı dardı, çenesi büyük ve çıkıktı. Ağzı ve burnu kâfi derecede düzgündü. Açık renk kaşları, acı duygusundan yoksun gözlerini açığa çıkarıyordu. Ten rengi koyuydu. Lepiska saçlı sayılırdı. Bünyesi çok sağlamdı- hastalıklar yakınına bile yaklaşmazdı. Dikkatli ve akıllı bir yöneticiydi. Evinin ve kiracılarının tamamı onun kontrolü altındaydı. Çocuklar çok nadir onun otoritesine karşı gelebilir ya da onunla dalga geçebilirdi. İyi giyinirdi, bu güzel kıyafetleri gösteren bir yanı vardı.”
Bayan Miller:
Sf 58: “Bayan Miller daha sıradan biriydi. Yorgun bir ifadesi olsa da, gayet sağlıklı görünüyordu. Yapacak çok şeyi olan insanlar gibi, hızlı ve aceleci hareket ediyordu. Yardımcı öğretmen gibi görünüyordu ki daha sonra gerçekten de öyle olduğunu öğrenecektim.”
Bayan Temple:
Sf 63: “Gün ışığında bakınca, uzun, açık tenli ve güzel vücutlu bir kadın olduğu anlaşılıyordu. Kahverengi gözlerinde hoş bir ışık vardı. Kalemle çizilmiş gibi duran kirpikleri, geniş alnındaki beyazlığı bastırıyordu. Koyu kahverengi saçlarının şakak kısımları o zamanların modasına uygun bir şekilde kıvrılmıştı. Düz saç da uzun bukleler de moda değildi henüz. Elbisesi de zaman uygundu. Mor bir kumaştan yapılmıştı. İspanyol kesimi siyah kadife şeritleri vardı. Kemerinde, altın bir saat( saatler o zamanlar bu kadar yaygın değildi) parlıyordu. Tabloyu tamamlamak için şunları da eklemem lazım, okuyucu: Soluk olsa da temiz bir yüzü, dikkat çekici bir havası ve yürüyüş biçimi vardı. Bayan Temple’ın dış görünüşü böyleydi işte.
Bayan Fairfax: 
Sf 128: “Ufak tefek, yaşlıca, derli toplu bir kadın oturuyordu bu koltukta. Dulların taktığı başlıktan vardı başında. Siyah ipekten bir elbise ve kar beyazı müslin önlük vardı üzerinde. Tam da beklediğim biriydi Bayan Fairfax. Hatta beklediğimden biraz daha az şatafatlı ve yumuşak görünümlüydü. Örgü örüyordu. Ayaklarının dibinde kocaman bir kedi uslu uslu oturuyordu.”
Adéle Varens:
Sf 134: “Yedi sekiz yaşlarında sessiz bir çocuktu. İnce bir yapısı, solgun ufak bir yüzü vardı. Gür saçları, bukleler halinde beline kadar dökülüyordu.”
Bay Rochester:
Sf 160: “Ateşin ışığı tamamen yüzüne vurmuştu. Kalın, simsiyah kaşlarından hemen tanıdım yolcuyu. Düz inen siyah saçları yüzünden, alnı kare şeklinde görünüyordu. Güzel olmasa da karakterli bir burnu vardı. Büyük burun delikleri sinirli biri olduğunu gösteriyordu muhtemelen. Ağzı, yanakları ve çenesi sertti. Evet, hepsi çok sertti, yanılmıyordum. Artık pelerininin içinde gizli değildi vücudu. Yüzünün yapısına uygun bir hali vardı. Atletik açıdan çok hoş olduğu söylenebilirdi. Çok uzun ya da ince değildi, ama geniş bir göğsü ve dar kalçası vardı.”
Bayan Ingram:
Sf 210: “ Uzundu, güzel göğüsleri, yuvarlak omuzları vardı. Boynu uzun ve zarifti. Teni koyu renkli ve parlaktı. Asil yüz hatları vardı. Gözleri Bay Rochester’ınkiler gibi büyük ve siyahtı. Mücevherleri kadar parlaktılar da. Sonra, saçları çok güzeldi. Simsiyahtı. Çok güzel toplanmıştı. Kalın örgülerden bir taç yapılmıştı başına. Ön kısmında, hayatımda gördüğüm en uzun ve parlak bukleler vardı. Bembeyaz bir kıyafet giyinmişti. Kehribar rengi bir şal vardı omuzlarında ve göğüslerinin üzerinde. Yan kısmından bağlanmıştı bu şal. Uzun saçakları, kadının dizlerine kadar dökülüyordu. Saçına da kehribar rengi bir çiçek konulmuştu. Saçlarının siyahlığıyla çok hoş bir tezat oluşturuyordu.”
Diana ve Mary Rivers:
Sf 436: “Benim için bu iki kız kardeş birbirine o kadar benziyordu ki, ihtiyar hizmetçinin nasıl bir fark gördüğünü anlayamıyordum. İkisi de sarışın ve ince yapılıydı; ikisinin de zeka ve asalet saçan yüzleri vardı. Tabii, birinin saçları diğerininkinden bir ton koyuydu. Saç şekilleri de farklıydı: Mary’nin açık kahverengi bukleleri dümdüz taranıp örülmüştü; Diana’nın daha koyuca olan saçlarıysa kalın lüleleriyle ensesini örtüyordu.”
St. John Rivers:
Sf 450: “Gençti. Yirmi sekiz ya da otu yaşındaydı. Uzun ve inceydi. Göz alıcı bir yüzü vardı. Bir Yunan yüzü gibiydi yüzü. Çok sade hatları vardı. Burnu düz ve klasikti. Tıpkı bir Atinalınınki gibiydi ağzı ve çenesi. Bir İngiliz’in onunki kadar Antik Yunanlıları andıran bir yüze sahip olması ilginçti. Kendi yüz hatları bu kadar düzgün olduğu için, benim hatlarımın düzensizliğine şaşırmış olabilirdi Gözleri iri ve maviydi. Kaşları kahverengiydi. Alnı genişti, bembeyazdı. Açık saçlarının bukleleri düşmüştü bu alna.”

Mekan Betimlemeleri:
Kırmızı Oda:
Sf 18: “Kırmızı oda pek kullanılmayan, kare şeklinde bir odaydı. Gateshead Konağı’na bir misafir akını olduğunda ve bütün odaların açılması gerektiğinde kullanılırdı sadece. Aslında, malikanedeki en geniş ve en görkemli odalardan biriydi. Koca ahşap direklerle desteklenen, koyu kızıl şam kumaşından perdeleri olan yatak bir tapınak gibi duruyordu odanın ortasında. Güneşlikleri hep çekili olan iki büyük pencere de aynı türden perdelerin fistolarının ve fırfırlarının altında yarı gizlenmiş gibiydi. Halı kırmızıydı; yatağın alt kısmındaki masaya da koyu kırmızı bir örtü örtülmüştü. Duvarlar ise pembeye çalan açık kahverengi bir renge boyanmıştı; elbise dolabı, tuvalet masası, sandalyeler de koyu cilalı eski maundan yapılmıştı. Tüm bu renk tonlarının arasında, yatağın üzerindeki beyaz yastıklar adeta parıldıyorlardı. Ayrıca herhalde yatağın üzerine serilmiş Marsilya yatak örtü de kar beyazdı. Yatağın başucundaki koltuğun üzerine bir sürü yastık konulmuştu ve yatak kadar olmasa da onlar da beyazdı. Önünde ayak taburesi olan bu koltuk, sönük bir taht gibi görünmüştü gözüme.”
Lowood:
Sf 65: “ Manastıra benzeyen bahçeye baktım. Sonra büyük binaya döndüm. Binanın yarısı gri renkli ve eskiydi, diğer yarısı ise tamamen yeniydi. Yeni kısımda, derslik ve yatakhane vardı. Kafesli ve oymalı pencereler, binaya bir kilise havası veriyordu.”
George Hanı:
Sf 125: “Bütün han odaları gibi, kocaman şekilli duvar kağıtlarıyla katlanmış bir oda. Halı, eşyalar, şömine rafındaki süsler hepsi alışıldık han odalarındaki gibiydi. Üçüncü George’un ve başka bir Galler prensinin tabloları ve Wolfe’un ölümünü gösteren bir resim asılıydı ayrıca. Bütün bunlar, tavandan asılmış gaz lambasının ve harla yanan ateşin ışıklarıyla görünüyordu. “
Thornfield Konağı:
Sf 133: “Üç katlıydı ve çok geniş değildi, ama yine de büyüktü. Bir beyefendinin taşradaki konağı gibi duruyordu. Bir soylunun evine benzemiyordu. Tepesindeki mazgallı siperler, eve göz alıcı bir hava veriyordu. Evin gri cephesi, arkadaki kuş yuvalarından tamamen ayrı duruyordu. Bu yuvalarda yaşayan kuşlar uçuşuyorlardı. Çimenliğin üzerinden geçiyor, gömme çitle ayrılmış koca çayırda bir yerlere konuyorlardı. Bir sıra kocaman, yaşlı diken ağacı vardı çayırda. Meşe ağaçları kadar geniş, güçlü ve budaklıydılar. İleride tepeler vardı. Lowood’un etrafındakiler kadar yüksek ve dik değildi. İnsanı dünyan ayıran setlere benzemiyorlardı. Ama yine de sessiz ve yalnız tepelerdi.”
Konaktaki üçüncü kat:
Sf 140-141: “ Üçüncü kattaki odaların bazıları karanlık ve alçak tabanlı olsalar da eski havası çok ilgi çekiciydi. Bir zamanlar alt kattaki odalarda olan eşyalar, moda değiştikçe buraya taşınmıştı. Dar pencerelerden gelen hafif ışık, yüzyıllık karyolaları gözler önüne seriyordu. Meşe ya da eviz ağcından yapılma sandıkları, hurma ağacı dalları ve melek yüzlü çocuk oymaları çok tuhaf görünüyordu. Dar ve yüksek arkalıklı muazzam sandalyeler sıra sıra dizilmişti. Tabureler daha da eskiydi. Üzerlerindeki minderlere yarı silinmiş nakışları işleyen parmaklar iki nesil önce toprak olmuşlardı. Thornfield Konağı’nın üçüncü katındaki her şeyde bir eski zaman havası vardı. Bir hatıra müzesi gibiydi.”
Bayan Reed’in odası:
Sf 302: “Karanlık çökmeye başladığı için, masadaki abajur yanıyordu. Aynı o zamanlardaki gibi, kehribar rengi perdeleri olan, dört sütunlu yatak olduğu yerde duruyordu. Tuvalet masası, sandalye, işlemediğim suçlar yüzünden üzerinde diz çöküp af dilediğim ayak taburesi de oradaydılar. Odanın bir köşesine baktım. Bir zamanlar deli gibi korktuğum ince sopayı görür gibi oldum.”
Whitcross kasabası:
Sf 421: “Whitcross kasaba değildi, köy bile sayılmazdı. Dört yol ağzına dikilmiş, beyaz boyalı bir dikili taş vardı sadece. Onu da karanlıkta rahat görünsün diye bu renge boyamışlardı muhtemelen. Taşın tepesinde dört kol vardı. En yakın yerin on mil, en uzağın yirmi mil olduğunu gösteriyordu bu kollar. Bu kasabaların, köylerin iyi bildiğim adları sayesinde hangi ilde olduğumu anlıyordum. Kırlarla gölgelenmiş, dağarın ortasındaki Kuzey bölgelerinden birinde olduğumu biliyordum. Dört bir yanımda uçsuz bucaksız bozkırlar uzanıyordu. Ayaklarımın dibindeki derin vadinin ilerisinde dalga dalga dağlar vardı. Fazla kalabalık bir yer olmadığı belliydi; yollarda hiç kimse yoktu. Beyaz, geniş, ıssız yollarda yürüyordum; doğuya, batıya, kuzeye, güneye doğru uzanıyor, hepsi de bozkırlara çıkıyordu. En uçlarında iyice sıklaşıyordu ağaçlar. Tabii her an biri geçebilirdi, ama ben tek bir insan bile görmek istemiyordum. “
Bozkır Evi odası:
Sf 432-433: “ Yerleri parıl parıl parlayan, tertemiz bir odaydı. Ceviz bir dolabın üzerine sıra sıra dizilmiş çinko tabaklar şöminede yanan ateşin kırmızı parıltısını yansıtıyordu. Bir saat, beyaz bir masa, birkaç tane de sandalye görebiliyordum. Beni buraya getiren mum masanın üzerinde yanıyordu. Bu ışığın yanında da biraz kaba ama odadaki diğer eşyalar gibi tertemiz ve düzgün bir kadın örgü örüyordum.”
Bozkır Evi salonu:
Sf 449: “Salon küçüktü, çok gösterişsiz döşenmişti. Ama gayet rahat, tertemiz ve düzenliydi. Eski moda koltuklar çok parlaktı. Ceviz ağacından yapılmış olan masa ayna gibiydi. Boyalı duvarlarda çok eski, garip giyimli, kadın, erkek portreleri vardı. Camlı kapakları olan bir dolapta birkaç kitap ve birtakım antika porselen vardı. Onlardan başka da süs yoktu odada. Bir askı ve gül ağacından tuvalet masası dışında tek bir modern eşya bile konmamıştı odaya. Her şey- perdeler ve halı da dahil- eski görünüyordu, ama iyi korundukları belliydi.”
Köy kulübesi:
Sf 467: “En sonunda bir evim olmuştu. Bir köy kulübesinde yaşıyordum. Beyaz boyalı, tahta zeminli küçük bir odası vardı evimin. Odada dört sandalye, bir masa, saat, içinde iki üç tane tabak, çanak ve çay takımı olan bir dolap vardı. Üst katta bu oda kadar bir yatak odası vardı. Tahta bir yatak, çekmeceli bir sandık, bir de benim için yeterince büyük olan bir gardırop vardı.”
Ferndean çiftlik evi:
Sf 551: “Orman, yarım daire şeklinde etrafını çeviriyordu. Etrafta çiçekler, çalılar falan yoktu; sadece çimlerle kaplı geniş bir yürüme yolu vardı. O da sık ağaçlıklı ormana gidiyordu. Evin iki sivri çatısı vardı ön kısmından bakınca. Pencereleri kafesli ve dardı. Ön kapı da dardı. Kapının önünde tek bir merdiven vardı. Tam da hancının dediği gibi ‘oldukça ıssız’ bir yerdi. Gün ortasında bile bir kilise kadar sessizdi. Etrafta duyulan tek ses yağmur sesiydi.”

17. Başlık-Metin İlişkisi
Başlığın kitabın konusuna ve içeriğine uygun olduğunu düşünüyorum. Romandaki olayların tümü Jane Eyre üzerinden, onun gözlemleri ve düşünceleri temel alınarak anlatılmış. İçerik bakımından da ilk kısımlarından itibaren biyografik sayılmasa da Jane’in yaşamından bahsediliyor. Kitabın başından sonuna tek bir kişinin yaşamı anlatıldığı için başlığın da kişi adı olması başlık-metin ilişkisine uymuştur.

18. Eleştirmen Bölümü:
• Eserin en beğendiğim bölümü:
Eserde en çok kitabın ana hatlarını oluşturan Jane’in Thornfield’a gelmesi ve ayrılması sürecindeki kısmı beğendim. Bu bölüm bence en sürükleyici kısımdı çünkü Jane’in yaşamında daha sonra neler olacağını az çok tahmin edilebilir olsa da merak etmeye başladım. Bunun yanında Bertha’nın gülüşleri, Bay Rochester’ın bir şey saklıyormuş gibi davranması ve iki kişinin arasındaki romantik ilişki çok ilgi çekiciydi ve sürükleyici bir biçimde anlatılmıştı.
• Eserin en beğenmediğim bölümü :
Eserde Lowood ve diğer birkaç bölümün uzun tutulmasından hoşlanmadım çünkü ana olaydan farklı ve ayrıntı sayılabilecek olaylara yer verilmişti. Örneğin Jane’in Lowood’daki hayatı, Thornfield’dan ayrıldıktan sonra bir köy okulunda çalışmaya başlaması gibi bölümler daha kısa tutulabilirdi.

www.edebiyatvedil.net

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here