Ana Sayfa Edebiyat Milli Edebiyat Dönemi (1911-1923)

Milli Edebiyat Dönemi (1911-1923)

47169
0

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ (1911-1923)

MİLLİ EDEBİYAT AKIMINI HAZIRLAYAN KOŞULLAR

>

Meşrutiyet dönemi Osmanlı toplumunda Batıcılık, Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük ol­mak üzere dört ana siyasal görüş vardı:

Osmanlıcılık:

Fransız İhtilali’nin etkisiyle tüm dünyada yayılan milliyetçilik akımı Osmanlı İmparatorluğunun bünyesinde  yer alan bazı milletlerin ayrı devletler kurma düşüncelerini iyice güçlendirir. Aydınlar, bunun önüne geçebilmek için ilk olarak II. Mahmut zamanında ırksal özelliklerden çok, vicdani bir milliyetçilik anlayışı ortaya koyan Fransız modeli milliyetçilikten yola çıkarak bir Osmanlı milleti oluşturma fikrini savunurlar. Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan her Osmanlı vatandaşını dil, din ve ırk ayrımı yapmadan eşit kabul eden bu siyasi akımın temsilcileri arasında Genç Osmanlılar, Mithat Paşa, Ziya Paşa, Ali Suavi, Agâh Efendi, Namık Kemal ve Ahmet Mithat başı çekmektedir.

İslamcılık:

İslamcılık düşüncesine göre toplumu bir arada tutan temel faktör dindir. Batılı ülkelerin Panislamizm dedikleri bu düşünce Genç Osmanlılardan bir grup tarafından ortaya atılır. Batı’nın Osmanlı İmparatorluğuna ve öteki Müslüman ülkelere uyguladığı politikaları engellemenin tek yolu “İttihad-ı İslam” (İslam birliği)dır. İslamcılık, Orta Doğu, Afrika ve Balkanlardaki Müslümanların bir arada tutulması için çare olarak görülür. Sultan Abdülaziz zamanında başlayan bu akım II. Abdülhamid tarafından desteklenmiş, Cemaleddin Efgani tarafından sistemleştirilmiştir.

Bu akımın temsilcileri İstanbul’da Said Halim Paşa, Mehmet Akif ve Eşref Edip; Mısır’da Muhammed Abduh ve Abdülaziz Caviş, Balkanlar’da Filibeli Ahmet Hilmi Bey’dir,

Batıcılık (Garpçılık):

Avrupa’da gelişen çağdaş düşünce, yönetim şekli ve yaşama tarzının memleketin kötü gidişatının durdurulmasında model alınması gerektiğini savunan görüştür. Osmanlı aydınları Batılılaşmayı devletin sorunlarını çözmede dinamik ve etkili bir çözüm yolu olarak görür. Batı medeniyeti çizgisinde Osmanlının kendi temel dinamiklerine zarar vermeden ilerlemek amaçlanır.

Bu akımın savunucuları arasında Tevfik Fikret, Abdullah Cevdet, Baha Tevfik, Celal Nuri gibi aydınlar sayılabilir.

Türkçülük:

1789 Fransız ihtilalı tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı’da da milliyetçilik hareketlerini ortaya çıkarır; ancak Osmanlı devletinin ümmetçi yapısı Türkçülüğün gelişmesini zorlaştırmıştır.

Türkçülükle ilgili çalışmaların geçmişi Tanzimat dönemine uzanır. Tanzimat dönemine kadar Türk sözünden yalnız Os­manlı Türkleri anlaşılıyordu; Tanzimat devrinde Türk kelimesi­nin anlamı birdenbire genişledi ve “Türk” sözü dünyadaki bü­tün Türkler için kullanılır hale geldi.

Osmanlıcılık ve İslamcılık düşünceleri siyasi alanda ortaya çı­kıp sonra edebiyata geçtikleri halde, Milliyetçilik – Türkçülük ideolojisi önce edebiyat ve fikir adamları tarafından ortaya atıl­mış, sonra siyaset alanına geçmiştir.

Türkçülük akımının amaçları şöyle sıralanabilir:

-Bilinçsiz şekilde yaşayan Türkleri bilinçlendi­rip milliyet bilincini uyandırmak.
-Türk milletini İslam dünyasında yeniden etkili kılmak.
-Batıyı taklit etmeden modernleşmek.
-Türk milletini Batı uygarlığı çerçevesinde daima ilerleyen ve diğer milletlerden geri kalma­yan bir seviyeye yükseltmek
-Ulusal iktisadi politikalar izlemek
-Dili sadeleştirmek
-Ulusal bir tarih bilinci aşılamak
-Son hedef olarak bütün dünyadaki Türkleri tek bayrak altında toplamak (Turancılık)

Türkçülüğün II. Meşrutiyet’ten sonra sosyolojik, tarihi, felsefi ve siyasi kuramını oluşturmasının mimarı Ziya Gökalp’tır. Mehmet Emin Yurdakul ve Ömer Seyfettin de Türkçülük fikrinin savunucularındandır. Bursalı Tahir, Necib Asım, Şemsettin Sami gibi ya­zarların Türkçülükle ilgili çalışmalarının yanı sıra Yusuf Akçura’nın Üç Tarz-ı Siyaset (Osmanlıcılık-İslamcılık-Türkçülük) eseri vardır.

Meşrutiyet’in ilanıyla (1908) birlikte, Os­manlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan çeşitli milletlerin bağımsızlık istekleri çoğaldı. Bulgaristan’ın ba­ğımsızlığını ilan etmesi, Girit’in Yunanistan’a katılması, Yemen’in ayaklanması ve Arnavutluk’un başkaldırması gibi olaylar birbirini izledi. Avrupalı­ların kışkırtmalarıyla doruk noktasına ulaşan bu isyanlar ve milliyetçilik hareketleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecini hızlandırdı. Osmanlıcılık ve İslamcılık görüşleri böylece geçersiz duruma geldi. Batıcılık düşüncesi de artık pek ilgi görmü­yordu; çünkü her alanda Batı’yı taklit eden Os­manlı devleti Batı’nın sömürgesi durumuna düş­müştü. İşte bütün bu gelişmelere tepki olarak Türkçülük ya da Türk milliyetçiliği düşüncesi güç kazandı ve bu durum edebiyat alanında Milli Ede­biyat akımının doğmasını sağladı.

Milli Edebiyat akımının doğuşundaki etken­lerden biri de Mehmet Emin Yurdakul’un şiirleri­dir. 1876’da Sırpların ayaklanmasıyla başlayan ve 1897’deki Osmanlı – Yunan savaşına kadar meydana gelen olaylar bir dizi tepkiyi doğurur. Meh­met Emin Yurdakul, bu savaşla ilgili olarak Sela­nik’teki Asır gazetesinde “Cenge Giderken” baş­lıklı şiirini yayımlar:

“Ben bir Türk’üm; dinim, cinsim uludur
Sinem, özüm ateş ile doludur
İnsan olan vatanının kuludur
Türk evladı evde durmaz giderim…”

dizeleri hem milliyetçilik düşüncesini hem de dil konusundaki bir anlayışı dile getirmektedir. Üste­lik halkın konuştuğu dille yazılan bu şiirde hece ölçüsü kullanılmıştır. Bütün bunlar Fecr-i Âti’nin o ağdalı, sanatlı diline ve aruz ölçüsüne bir karşı çı­kıştır.

Mehmet Emin Yurdakul’un şiiri Meşrutiyet’in ilanından sora bilinçli bir çizgiye oturur ve bir akım niteliği kazanır. Milli Edebiyat adıyla anılan bu akımı asıl başlatanlarsa, Selanik’te çıkardıkları Genç Kalemler dergisiyle Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp’tir. Nisan 1911’de yayımlanan Genç Kalemler’in ilk sayısında yer alan ve Ömer Seyfettin tarafından yazıldığı belli olan -aslında imzasız- “Yeni Lisan” başlıklı yazı bu edebiyatın bildirgesi gibidir.




MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

– Bu dönem Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük fikir akımlarının yoğun olarak çatıştığı bir dönemdir.
– 1911 yılında Selanik’te çıkan Genç Kalemler (Derginin ilk adı Hüsün ve Şiir’dir) dergisinde Ömer Seyfettin’in imzasız olarak “Yeni Lisan” makalesini yayımlamasıyla başlar.
– Milli Edebiyat hareketi öncelikle genel olarak bir dil hareketidir. Türkçenin sadeleştirilmesinin bir dava olarak ele alınması ilk kez bu dergide ortaya konmuştur.
– “Milli Edebiyat” terimi ilk defa bu dergide kullanılmıştır.
– “Şiir vicdani bir keyfiyettir” düşüncesini benimseyen şairler eserlerinde bireysel konuları işlerler.
– Bu dönem sanatçıları Divan edebiyatını, Doğu edebiyatının; Tanzimat Edebiyatı ve sonrasını ise Batı edebiyatının taklitçisi olmakla suçlarlar.
– Şiirde daha çok bireysel konulara yönelen bu dönem sanatçıları, roman ve hikayede sosyal meselelere eğilmişler; milliyetçilik düşüncesi, Kurtuluş Savaşı gibi konuları ele almışlardır.
–  Konuların İstanbul dışına çıkarılması da bu dönemin belirgin özelliklerindendir. Ayrıca “aşk” bu dönem roman ve hikayesinin en önemli teması olarak dikkat çeker.
– Eserlerde dil, günlük konuşma dilidir.

Yeni Lisan Hareketi

Ömer Seyfettin,  Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem’in önderliğindeki Genç Kalemler ve Yeni Lisan hareketi, şu görüşü ortaya attı:

“Milli bir edebiyat, milli bir dille yaratılabilir.”

Türkçenin sadeleşmesi amacıyla bazı ilkeleri kabul ettiler ve bunları halka duyurdular. Bu ilkeler şunlardır:

-Yabancı dilbilgisi kurallarıyla Arapça, Farsça isim ve sıfat tamlamaları kullanılmamalıdır.
-Arapça ve Farsçadan gelen sözcüklerden konuşma diline giren ve yaygınlaşanlar Türkçeleşmiş sayılmalı ve kullanılmaya devam etmelidir. Bu sözcükler Türkçede söylendikleri gibi yazılmalıdır.
-Yabancı sözcükler, kendi dillerinde dilbilgisi bakımından hangi türde olursa olsun, Türkçede ne olarak kullanılıyorsa, dilbilgisi yönünden o türden sayılmalıdır.
-Başka Türk lehçelerinden Türkiye Türkçesine sözcük alınmamalıdır.
-Terimler bilimle ilgili olduklarından değiştirilmeden kullanılabilir.
-İstanbul konuşması esas alınarak yeni bir yazı dili oluşturulmalıdır.
-Dilimiz ve edebiyatımız Doğu ve Batı taklitçiliğinden kurtarılmalıdır.

Türk aydınları arasında kısa zamanda yayılan bu yeni lisan ve millî edebiyat anlayışı, bir edebiyat akımı halini almış ve dönemin hemen bütün şair ve yazarları bu anlayışla eserler vermişlerdir.

Milli Edebiyat Akımının Gelişmesini Sağlayan Dergi ve Gazeteler

1.Çocuk Bahçesi:

Servet-i Fünun dergisi kapatılınca, İstanbul’daki bas­kı ortamından bunalan genç edebiyatçılar, Selanik’te 1905 yılında “Çocuk Bahçe­si” dergisini çıkarır. Dergide Mehmet Emin Yurdakul’un arı dille ve hece ölçüsüyle yazılmış şiirleri görülür. Aynı dergide Tevfik Fikret ve Rıza Tevfik’in yazılarına da yer verilir.

2.Genç Kalemler:

“Çocuk Bahçesi” kapanınca  ye­rini “Genç Kalemler” dergisi  alır (1911). İlk sayısında “Ye­ni Lisan” başlıklı imzasız bir yazı yayımlanır. Ömer Seyfettin tarafından yazıldığı anlaşılan bu makalede milli bir dil ve edebiyattan söz edilmekte­dir. Ziya Gökalp, Ali Canip, Hamdullah Suphi, Fa­ik Ali, Celal Sahir… dergide yazan diğer yazarlardandır.

3.Türk Derneği:

Yusuf Akçura, Necip Asım, Rıza Tevfik gibi yazar ve düşünürlerce kurulan Türk Derneği (1909), aynı adla bir de dergi çıkarır. Kültürel çalış­malara öncelik verileceğini açıklayan bu derginin yazarları arasında Mehmet Emin, Hüseyin Cahit. Ahmet Ağanoğlu, Fuat Köprülü de vardır.

4.Türk Yurdu:

Bu dergi, Yusuf Akçura, Ahmet Hikmet (Müftüoğlu) ve Ahmet Ağaoğlu’nun kurduğu Türk Yurdu derneğinin yayın organıdır. 1911’de çıkarı­lan dergi, Türkçülük düşüncesini savunur; I. Dün­ya Savaşına kadar yayımını sürdürür.

5.Halka Doğru ve Türk Sözü :

Halka Doğru (1913) ve Türk Sözü (1914) dergileri Türk Yurdu dergisine dayalı olarak hafta­lık çıkar. Dergileri Celal Sahir (Erozon) yürütür. Türk Sözü dergisinin başyazarlığını Ömer Seyfet­tin yapar. Geniş bir yazar kadrosu olan bu dergi­ler, I. Dünya Savaşının sürdüğü yıllarda kapanır.

6.Yeni Mecmua:

1917’de İttihat ve Terakki Partisi tarafından çıkarı­lan bu dergiyi Ziya Gökalp yönetir. Yahya Kemal, Yakup Kadri, Refik Halit gibi sanatçılar da bu dergide yazarlar. Yeni Mecmua, yayımını 1923’e kadar sürdürür.

7.Dergâh:

1921’de Mustafa Nihat (Özön) tarafından çı­karılan dergide Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Ya­kup Kadri, Falih Rıfkı’nın yazıları yayımlanır. Yah­ya Kemal’in başyazar olduğu bu dergide Kurtuluş Savaşı’nın savunması yapılarak Anadolu insanının sorunlarına ışık tutulur. Ahmet Kutsi (Tecer), Nurullah Ataç, Ahmet Hamdi (Tanpınar), Abdülhak Şinasi (Hisar) dergide yazan gençlerdir. Bunlar ilerideki yıllarda ün kazanacaklardır.

Milli Edebiyat Dönemi Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler:

1- Halk edebiyatı şiir biçimlerinden yararlanma yoluna gidilmiştir.

Milli Edebiyat dönemi şiirinde Halk edebiyatı şiir biçimlerine yönelinmiş, dörtlüklerle şiirler yazılmış; koşma, mani  gibi nazım biçimleri kullanılmıştır. Halk edebiyatı şiir biçimleri üzerinde çeşitli oynamalar da yapılmıştır. Bununla beraber bu dönemde sadece Halk edebiyatı şiir biçimlerinin kullanıldığı söylenemez.

2- Hece ölçüsüyle şiirler yazılmıştır.

20. yüzyılın başında Mehmet Emin Yurdakul ile ilk çıkış yapılmış, Yeni Lisancılar ile bu daha da ileri götürülmüş, Beş Hececilerle birlikte de hece ile yazma tam bir akım hâline gelmiştir.

3- Konu seçiminde yerlilik esas alınmıştır.

Milli Edebiyat Dönemi şiirinde konu seçiminde yerliliğin esas alındığı görülür. Halkın yaşama biçimi şiirlerde işlenmeye başlanmıştır. Bu yerlilik daha sonra memleketçi bir edebiyatı doğurmuştur.

4- Şiirde millî kaynaklara yönelme gerçekleşmiştir.

Milli Edebiyat akımı şiirlerinde millî kaynaklara yönelme söz konusudur. Konular millî olaylardan ve tarihten seçilmiş; ölçü, nazım şekli vb. konularda millî şiirimiz kabul edilen Halk şiirine yönelinmiştir.

5- Şiirlerin konuları halkın yaşamından ve ülkenin içinde bulunduğu koşullardan seçilmiştir.

Millî Edebiyat Dönemi şiirinde şairler konularını seçerken o dönemde halkın yaşadıklarından, ülkenin içinde bulunduğu koşullardan etkilenmiştir. Millî Edebiyat döneminde Trablusgarp, Çanakkale ve en sonunda Kurtuluş Savaşı olmak üzere büyük savaşlar yaşanmıştır. Şairler vatan savunması için halka moral aşılayan kahramanlık ve yurt sevgisini işleyen coşkun bir lirizmin olduğu şiirler yazmışlardır. Bu dönemde devrin gerçekliği şiire yansıtılmaya çalışılmıştır.

6- Sade bir dille şiirler yazılmıştır.

Milli Edebiyat dönemi şiirlerinde dilde sadeleşme gerçekleşmiş, özellikle Servet-i Fünûn ve Fecr-i Âti döneminde kullanılan ağır dilin yerine, açık, anlaşılır, halkın konuştuğu sade Türkçe, şiirlerde kendini göstermiştir.

7- Çeşitli nazım biçimleri kullanılmıştır.

Millî Edebiyat dönemi şiirinde Halk edebiyatı nazım biçimlerinden yararlanılmakla birlikte bu konuda bir çeşitlilik göze çarpar. Bu dönemde yeni nazım biçimleri denenmiş, serbest müstezat daha da geliştirilmiş, Sone ve terza-rima gibi Batıdan alınan  nazım şekilleri de kullanılmıştır.

 

Millî Edebiyat dönemi şiirinde bazı ortak özellikler olsa bile dönemin şiirini tek bir başlık altında toplamak mümkün değildir. Bu dönemde ana hatlarıyla üç eğilim karşımıza çıkar:

1.Milli Edebiyat geleneği çevresine sade bir dille ve hece ölçüsüyle yazılan şiirler

Sade bir dille ve hece ölçüsüyle şiir yazma konusunda Mehmet Emin Yurdakul’un çıkışı, Genç Kalemler dergisinde yazan ve kendilerine Yeni Lisancılar denen şairlerle daha da ileri götürülür. Ziya Gökalp bu gruba sonradan katılmasına karşın, etkisi en büyük olan sanatçıdır. Bu şiir eğiliminin genel özellikleri şöyledir:

– Toplum için sanat anlayışı hakimdir.
– İstanbul Türkçesi ve sade bir dil kullanılmıştır.
– Eserler genellikle didaktik özellik gösterir
– Duygu değil fikir ön plandadır.
– Hece ölçüsü kullanılır.
– Zengin,tam ve yarım uyak kullanılmıştır.
– Milliyetçi şiirler yazılmıştır.

2.Saf (öz) şiir anlayışına özgü şiirler

Milli Edebiyat dönemi şiirinin hakim olduğu yıllarda saf (öz) şiire özgü arayışlar da söz konusudur. Özellikle Ahmet Haşim ve Yahya Kemal bu eğilimde şiirler yazmıştır.

Her iki sanatçı da hece yerine aruzu kullanmış, zaman zaman sade dille şiirler yazsalar da sadeleşme akımını bir dava olarak görmemişlerdir. Bu şiir eğiliminin genel özellikleri şöyledir:

– Şiirin toplum için değil sanat için olduğunu iddia ederler ve şiirlerini sanat için yazarlar.
– Şiir duyulmak ve hissedilmek için yazıldığından saf şiir, imgelerle yüklü ve kapalı anlatıma sahiptir.
– Amaç güzel şiir yazmaktır.
– Sembolizmin özelliklerini taşır.
– Bireysel konular işlenmiştir.
– Biçimsel güzelliğe çok önem verilmiştir.
– Ses ve müzikalite önemlidir

3.Halkın yaşama tarzını ve değerlerini yansıtan manzum hikâyeler

Millî Edebiyat akımı şiirinin etkili olduğu yıllarda halkın yaşama tarzını ve değerlerini yansıtan manzum hikâyeler de yazılmıştır. Bu konuda başı çeken Mehmet Akif Ersoy, aruz vezniyle sokaktaki halkın diliyle halkın içinde bulunduğu çıkmazları, yaşama tarzını ve değerlerini anlatan manzum hikâyeler yazmıştır.

Onun Ziya Gökalp çevresinde şiir yazan şairlerden ayrılan en önemli yönleri; Türkçülük yerine İslamcılığı öne çıkarması, hece vezni yerine aruzu kullanmasıdır. Bu şiir eğiliminin genel özellikleri şöyledir:

– Toplumsal konular işlenmiştir.
– Halkın yaşayış ve değerleri anlatılmıştır.
– Atasözleri ve deyimlere, kimi zaman argoya yer verilmiştir.
– Eserler günlük konuşma dili ile verilmiştir.
– Ölçü, uyak, redif gibi ahenk unsurlarına önem verilir.

Bir de bütün bunların dışında bireysel olarak şiir yazan şairler ve Edebiyat-ı Cedide zevkini sürdüren, o doğrultuda eser vermeye devam eden şairler vardır. Ancak bunlar dönemin koşulları gereği, geri planda kalmışlardır.

Millî Edebiyat Dönemi’ndeki şiir eğilimlerini birbiriyle karşılaştıracak olursak;

MilliEdb_şiir

Milli Edebiyat Dönemindeki Bağımsız Akımlar

Nâyiler:

II.Meşrutiyet’le başlayan milliyetçilik akımının etkisiyle ortaya çıkan bir topluluktur.
Şahabettin Süleyman, Sefahat-ı Şiir ve Fikir dergisinde “Nâyiler –Yeni Bir Gençlik Karşısında” başlıklı makalesinde bu topluluğu tanıtmıştır. Onların şiirinde Yunus Emre ve Mevlana’nın şiirlerinde görülen aheng-i deruni(iç musiki) bulunduğunu belirtir. Mevlevilerin sembolü olan ney’den dolayı bu gruba Nayiler adını verir. Bu görüşün temelinde, Türk edebiyatının ilk dönemlerine inerek, 13. yüzyılın büyük mutasavvıflarından Mevlana Celalettin Rumi ile Yunus Emre’nin şiirlerindeki içten söyleyişi, coşkulu, gizemli havayı şiirlerinde yaşatmak yatar. Topluluğu oluşturan şair ve yazarlar arasında Halit Fahri Ozansoy, Enis Behiç Koryürek, Orhan Seyfi Orhon, Yahya Saim, Selahattin Enis, Hakkı Tahsin, Ali Naci Karacan,Tahsin Nahid sayılabilir. Bu topluluk, düşüncelerini ortaya koyacak yapıtlar veremeden dağılmıştır.

Nev-Yunânilik

Temeli, Türk Edebiyatını tamamen batılılaştırmak amacıyla edebiyatımıza Eski Yunan ve Latin klasiklerini örnek almaya dayanan bu hareket, o dönemin edebiyat çevrelerinde ve basınında “Nev-Yunânîlik” adıyla anılır. Yahya Kemal’le Yakup Kadri’nin benimsedikleri bu eğilime Eski Akdeniz uygarlığıyla ilgili olduğu için Havza Edebiyatı da denmiştir. Bu eğilimin örnekleri de Yahya Kemal’in “Sicilya Kızları” ve “Biblos Kadınları” adlı şiirleri ile Yakup Kadri’nin “Siyah Saçlı Yabancı ile Berrak Gözlü Genç Kızın Sözleri” başlıklı yazısı ile sınırlı kalmıştır. Nâyilik gibi Nev-Yunânilik de dönemini etkileyen bir gelişme gösterememiştir. Şiirimizde tek takipçisi Salih Zeki Aktay olarak görülür.

Milli Edebiyat Dönemi Öğretici Metinleri

– Dönemin siyasi ve sosyal şartları nedeniyle siyaset, dil, tarih, milliyetçi ve bilimsel konular işlenmiştir.
– Bu dönemin öğretici metinlerinde  de sade bir dil kullanılmıştır.
– Bu dönemde Ziya Gökalp İslamiyet öncesini, Yahya Kemal ise İslamiyet sonrası Türk kültür ve tarihini ön plana çıkarmıştır.

Milli Edebiyat Dönemi’nde Roman ve Hikaye

– Roman ve hikâyelerde sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır.
– Arapça ve Farsça tamlamalardan kaçınılmıştır.
– Konuşma dili yazı diline aktarılmıştır. Cümleler, Türkçenin yapısına uygun ve kısa cümlelerdir.
– İstanbul Türkçesi kullanılmıştır.
– “Halka doğru” ilkesiyle hareket edilmiştir.
– Yurdun her yöresinde yaşanmış olay ve kişiler ele alınmıştır.
– Konular, kendi yaşamımızdan alınmış; bunlar, çevre olarak genişlemiş; ülkenin değişik yerleri anlatılmıştır.
– Gözlemci gerçekçiliğe dayanan bir anlatımı benimsemişlerdir.
– Realizm ve naturalizm akımları bu dönemde etkili oldu.
– Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Refik Halit, Reşat Nuri realizm (gerçekçilik) akımına bağlı kalmıştır. Kimileri de (Selahattin Enis, F. Celalettin Göktulga, Osman Cemal Kaygılı) natüralizm akımına bağlı kalmıştır.
– Roman ve hikayede toplumsal ve milli konulara realist bir bakışla yer verilmiştir.
– Roman ve hikayenin konu alanı genişlemiş, her kesimden insan, özellikle de köylerde ve taşrada yaşayan insanlar konu alınmıştır.
– Anadolu mekân olarak seçilmiştir.
– Anadolu’nun edebiyata girmesiyle birlikte “memleket edebiyatı” da başlamıştır.
– Teknik yönden başarılı roman ve hikâyeler yazılmıştır.
– Eserlerde; Kurtuluş Savaşı, Anadolu, aşk ve sosyal konular işlenmiştir.
– Maupassant tarzı (olay hikâyesi) hikâyeler yazılmıştır.

 

Milli Edebiyat Dönemi’nde Tiyatro

– Milli Edebiyat Dönemi’nde tiyatro,  eski geleneğin sürdürülmesi şeklinde devam etmiştir.
– Doğal ve sade bir dil ve üslup kullanılmıştır.
– Tiyatroda bu dönemle birlikte canlanmalar görülür ama tiyatro teknik açıdan büyük bir gelişme gösterememiştir. Bunun nedeni 1913 – 1920 yılları arasında devam eden savaşlardır.
– Sahnelenen oyunların çoğu hafif komedi ve vodvil, bir kısmı manzum dramdır.
– 1915′te ilk resmi tiyatro olan Darülbedayi (Darülbedayi-i Osmanî) kurulmuştur.
– Bu dönemde tamamen Batılı bir tiyatro anlayışının temelleri atılmıştır.
– Tiyatro eğitimi verilen Darülbedayi’nin yanında Türk operasının temellerini atmak amacıyla Darülelhan adı ile müzik bölümü açılmıştır.
– Bu dönemde yalnızca tiyatro yazarı olarak tanınanlardan biri Müsahipzade Celâl, öteki de İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci’dir.
– Bu iki oyun yazarıyla birlikte dönemin roman ve öykü yazarlarından Aka Gündüz, Reşat Nuri, Ömer Seyfettin, Halide Edip, Yakup Kadri, Mithat Cemal; şairlerinden Halit Fahri, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz gibi isimler sahnelenen oyunlar yazmışlardır.

milliedeb_yazar_tablo

Beş Hececiler

Halit Fahri Ozansoy
Enis Behiç Koryürek
Yusuf Ziya Ortaç
Orhan Seyfi Orhon
Faruk Nafiz Çamlıbel

– Bu şairler bir topluluk kurmamış, kendilerine bu ad yakıştırılmıştır.
– Beş hececiler şiire birinci dünya savaşı ve milli mücadele döneminde başlamışlardır.
– Bütün şairler şiire aruzla başlamış, daha sonra millî edebiyat akımından etkilenmiş  ve aruzu bırakarak şiirlerinde heceyi kullanmaya  başlamışlardır.
– Kendilerine halk şiirini örnek aldılar.
– Şiirde sade ve özentisiz olmayı ve süsten uzak olmayı tercih etmişlerdir.
– Şiirlerinde memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlık ve yiğitlik gibi temaları işlemişlerdir.
– Hece vezni ile serbest müstezat yazmayı da denediler.
– Dörtlük nazım birimi esasına bağlı kalmadılar, yeni yeni biçimler aradılar.
– Düzyazıyı şiire yaklaştırdılar.
– Şiirlerinin tekdüze bir yapısı vardır, basmakalıp sözler kullanmışlardır.

HALİT FAHRİ OZANSOY (1891 – 1971)

– Bir süre aruzla şiir yazdı. “Aruza Veda” şiiriyle bu ölçüyü bıraktı,  hece ölçüsüne ve sade bir dile yöneldi.
– Bir öğretmen olan şair, şiirlerinde aşk, ölüm, hüzün konularını sıkça işlemiştir.
– “Nedim” adlı bir edebiyat dergisi çıkardı.

Eserleri:

Şiir:

Cenk Duyguları, Rüya, Efsaneler, Zakkum, Bulutlara Yakın, Gülistanlar ve Harabeler, Paravan

Tiyatro:

Sönen Kandiller (Manzum), Bir Dolaptır Dönüyor, Baykuş, İlk Şair, Hayalet

Roman:

Sulara Giden Köprü, Aşıklar Yolunun Yolcuları

Anı:

Edebiyatçılar Geçiyor, Edebiyatçılar Çevremde, Darülbedayi Devrinin Eski Günleri, Eski İstanbul Ramazanları

 

ENİS BEHİÇ KORYÜREK (1892 – 1949)

– Şiire arzula başlamış Ziya Gökalp’ in etkisiyle heceyi kullanmaya başlamıştır.
– Hece ölçüsünde çok başarılı değildir.
– “Gemiciler” şiiri başta olmak üzere, Türk denizciliğiyle ilgili şiirleriyle tanınmıştır.
– Ulusal duyguları ön plana taşıyan ve kahramanlık temalarını uç noktalara götüren şiirler yazdı.
– Son yıllarında tasavvufi şiire yöneldi.

Eserleri:

Şiir:

Miras, Güneşin Ölümü, Varidat-ı Süleyman (Tasavvufi)

Öykü:

Eski Korsan Hikayeleri

 

YUSUF ZİYA ORTAÇ (1895 – 1967)

– Şiire aruzla başlayan şair, Ziya Gökalp’in etkisiyle heceyi benimsemiş ve bu türün başarılı örneklerini vermiştir.
– Türk edebiyatının önemli mizah yazarlarındandır.  “Akbaba” adlı mizah dergisini çıkarmıştır.
– Sağlam bir Türkçesi, kıvrak bir üslubu vardır.
– Şiirlerinde Faruk Nafiz Çamlıbel’in etkisi vardır.
– Hece ile yazdığı “Binnaz” adlı oyun başarılı ilk manzum piyesimizdir.

Eserleri:

Şiir:

Akından Akına, Cenk Ufukları, Aşıklar Yolu, Yanardağ, Bir Selvi Gölgesi, Bir Rüzgar Esti, Kuş Cıvıltıları (Çocuk Şiirleri)

Anı:

Portreler, Bizim Yokuş (Gazetecilik Anıları)

Roman:

Kürkçü Dükkanı, Şeker Osman, Göç, Üç Katlı Ev

Mizah:

Beşik, Ocak, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Şen Kitap, gün Doğmadan

Oyun:

Kördüğüm, Latife, Nikahta Keramet, Binnaz

Gezi Yazısı:

Göz Ucuyla Avrupa

 

ORHAN SEYFİ ORHON (1890 – 1972)

– Şiire aruzla başlamış sonraları heceyle yazmaya başlamıştır.  Hece ölçüsüyle gazel biçiminde şiirler de yazmıştır.
– Yusuf ziya Ortaç’la beraber “Papağan, Çınaraltı, Ayda Bir, Güneş” dergilerini çıkardı.
– Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul Hükümeti’ni destekleyen “Aydede” dergisini çıkardı.
– “Fırtına ve Kar” adlı uzun şiiri aruzun başarılı bir örneğidir.
– “Peri Kızı ile Çoban Hikâyesi” adlı manzum masalıyla sevilmiştir.
– Sanatçının mizah çalışmaları da vardır.

Eserleri:

Şiir:

Fırtına ve Kar, Peri Kızı ile Çoban Hikâyesi, Gönülden Sesler, O Beyaz Bir Kuştu, İşte Sevdiğim Dünya

Roman:

Çocuk Adam

Mizah-Hiciv Hikâyeleri:

Asri Kerem, Düğün Gecesi

Makaleleri:

Dün-Bugün-Yarın

Fıkra:

Kulaktan Kulağa

 

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL (1898 – 1973)

– Aruz ölçüsüyle yazdığı ilk şiirlerden sonra daha çok heceyi kullanmaya başlamıştır.
– Aruzu tamamıyla terk etmeyen şair her iki vezni de ustaca kullanmıştır.
– “Sanat” adlı şiiriyle “memleketçi edebiyat” anlayışının öncülüğünü yapmıştır.
– Hem bireysel duygularını hem de memleket konularını şiirlerinde işlemiştir.
– Düş ile gerçeği kaynaştırdığı epik ve lirik özellikteki şiirler yazmıştır.
– Realist-romantik özellikler taşır.
– Milli Edebiyat’ a verdiği güçle kendisinden sonra gelen birçok şairi etkilemiştir.
– “Han Duvarları” şiiriyle sevilmiştir.

Eserleri:

Şiir:

Dinle Neyden, Şarkın Sultanları, Çoban Çeşmesi, Sudaki Halkalar, Han Duvarları, Zindan Duvarları, Akıncı Türküleri, Bir Ömür Böyle Geçti, Heyecan ve Sükun

Tiyatro:

Canavar, Akın, Özyurt, Kahraman, Yayla Kartalı

Roman:

Yıldız Yağmuru, Ayşe’nin Doktoru

DİĞER SANATÇILAR

ÖMER SEYFETTİN (1889 – 1956)

– Sırp ve Yunan cephelerinde savaşmıştır.
– Yanya Kalesi’nin savunması sırasında Yunanlara esir düştü.
– Mili Edebiyat akımının ve çağdaş Türk öykücülüğümüzün en önde gelen isimlerindendir.
– “Genç Kalemler” dergisindeki yazılarıyla tanınmıştır.
– Nisan 1911’de derginin ilk sayısında
– Küçük hikâyeyi tamamen bağımsız bir tür haline getirmiştir.
– Türk edebiyatında hikâyeciliği meslek haline getirmiştir. Edebiyatımızda hikâye türünün gelişmesinde etkili olmuştur. 140 kadar hikâye yazmıştır.
– Hikâyelerinin konularını çoğunlukla gerçek yaşamdan almıştır. Bu hikâyelerinde yapmak istediği şey, milli bilinci uyandırmaktır.
– Toplumun aksayan yönlerini mizah yoluyla eleştirmiştir. Batı hayranlığı içinde yozlaşmış züppe tipleri eleştirir.
– Hikâyelerinin konularını çocukluk anılarından, halk geleneklerinden, tarihi olaylardan, menkıbe, efsane, kahramanlıklardan ve günlük yaşamdan almıştır.
– Hikayelerinde dini lirizme yer verir.
– Hikâyeleri genellikle beklenmedik biçimde sonuçlanır.
– Türk Edebiyatında “olay” öyküsü denilen “Maupassant tarzı (klasik)” öykünün en önemli temsilcisidir.
– Realizm akımının etkisinde kalmıştır. Hikâyelerinde gözleme önem vermiştir.
– Hikâye kahramanlarında psikolojik açıdan bir derinlik yoktur. Ruhsal çözümlemelere önem vermemiştir.
– Hikâyelerinde oldukça sade bir dil kullanmıştır.
– İlyada ve Kalevela adlı destanları Türkçeye çevirmiştir.

Eserleri:

Hikâye:

Falaka, Yüksek Ökçeler, Kızıl Elma Neresi?, Bomba, Beyaz Lale, Başını Vermeyen Şehit, Gizli Mabet, Bahar ve Kelebekler, Yalnız Efe, Kaşağı, İlk Düşen Ak, Pembe İncili Kaftan, Harem, Yüzakı, Kurumuş Ağaçlar, Aşk Dalgası, Asilzadeler, Vire, Dalga, Nokta, Harem, Primo Türk Çocuğu…

Roman:

Efruz Bey, Yalnız Efe (uzun öykü), Ashab-ı Kehfimiz

Şiir:

Şiirler (Doğduğum Yer)

Günlük:

Ruzname

İnceleme:

Yarınki Turan Devleti

 

ZİYA GÖKALP (1876 – 1924)

– Asıl adı Mehmet Ziya’dır.
– Türk sosyolojisinin kurucusu sayılır.
– Düşünür kimliği, sanatçı kimliğinden daha ağır basar.
– Milli Edebiyat’ın kurulması ve gelişiminde büyük rol oynamıştır.
– Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer almıştır.
– Türkçülük düşüncesini sistemleştirmiştir.
– Önceleri Turancılık görüşüne bağlıyken daha sonraları Türkiye Türkçülüğü düşüncesine yöneldi.
– Ziya Gökalp’in düşüncesinin temelinde İslamiyet’in ve Türk toplumunun kendisine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle Batı’dan alınan bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma amacı yatıyordu. “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” şeklinde özetlediği bu yaklaşımın kültürel ögesi Türkçülük, ahlaki ögesi de İslamcılık’tı.
– Çoğu didaktik olan eserlerinde sade bir dil ve hece ölçüsünü kullanmıştır.
– Konu olarak daha çok eski Türk tarihine, İslamiyet öncesi dönemlere yönelmiştir.

Eserleri:

Şiir:

Kızıl Elma (1914), Yeni Hayat (1918), Altın Işık (1923)

Makale:

Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1918)

İnceleme:

Türk Töresi (1923), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Medeniyet Tarihi (1926, ölümünden sonra)

Mektup:

Malta Mektupları, Doğru Yol (1923)

MEHMET EMİN YURDAKUL (1869 – 1944)

– “Cenge Giderken” adlı şiiriyle tanınmış, Türk Şairi, Milli Şair diye anılmıştır.
– Milli Edebiyat ve Cumhuriyet Dönemi şairlerindendir.
– Türkçülük düşüncesini benimsemiş ve Milli Edebiyat akımının öncülerinden biri olmuştur.
– Edebiyatı düşüncelerini aktarmada bir araç olarak görmüştür.
– Bütün şiirlerinde hece ölçüsünü kullanmıştır.
– “Toplum için sanat” anlayışını benimsemiş ve kişisel duygularına şiirlerinde yer vermemiştir.
– Şiirlerinde kolay anlaşılabilen bir dil kullanmıştır.
– Konularını toplum dertlerinden, sosyal-epik hayat sahnelerinden almıştır.
– Hece ölçüsünün uzun kalıplarını kullanmıştır. Şiiri düz yazıya yaklaştırmıştır.
– Dörtlük geleneğinin dışına çıkarak üçer, altışar, sekizer dizeden kurulu şiirler yazmıştır.
– Batıdan alınan nazım biçimlerini de kullanmıştır.
– Didaktik bir söyleyişi benimsemiştir.

Eserleri:

Şiir:

Türkçe Şiirler, Ey Türk Uyan, Tan Sesleri, Zafer Yolunda, Turana Doğru, Türk Sazı, Ordunun Destanı, Dicle Önünde, Mustafa Kemal, Turana Doğru, Aydın Kızları, İsyan ve Dua

Düz yazı:

Fazilet ve Asalet, Türkün Hukuku, Kral Corc’a, Dante’ye.

 

ALİ CANİP YÖNTEM (1887 – 1967)

– Edebiyata Fecr-i Ati topluluğunda başlamış daha sonra Milli Edebiyat görüşünü benimsemiştir.
– Genç Kalemler dergisinin başyazarlarındandır.
– Aruzla yazdığı şiirlerde Türkçeyi aruza başarıyla uygulamış, Kısa bir süre sonra aruzu bırakıp heceye geçmiştir.
– Aşk ve doğa konusunda lirik şiirler yazmıştır.
– Halk şiiri nazım biçimlerine ilgi göstermemiş, Batılı nazım biçimlerini denemiştir.
– Daha sonra şiiri bırakıp edebi incelemelerle uğraşmıştır.

Eserleri:

Şiir:

Geçtiğim Yol

Eleştiri:

Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap Bey’le Münakaşalarım

İnceleme:

Cihan Edebiyatından Nameler, Epope-Milli Destan

 

YAKUP KADRİ KARAOSMAOĞLU (1889 – 1974)

– Milli Edebiyat ve Cumhuriyet Dönemi yazarlarındandır.
– Önce Fecriati’de yer almış, daha sonra Milli Edebiyat topluluğunda yer almıştır.
–  “Kadro” dergisinde yazdığı yazılarında halk yararını gözeten bir yazar olarak ön plana çıkar.
– Romancılığıyla öne çıkmış; hikâye, anı, mensur şiir, makale, deneme ve tiyatro türlerinde de eser vermiştir.
– Fecriati’den kısa bir süre sonra Yahya Kemal ile birlikte Nev-yunanilik (neo-klasisizm) akımına yönelmiştir.
– Eserlerinde güçlü bir gözleme dayanan realizm vardır. Başarılı bir gözlemcidir. Karakterleri yansıtmada başarılıdır.
– Eserlerini kuruluktan kurtarmak için onlara bir aşk olayı eklemiştir.
– Romanlarındaki başlıca tema, Türk toplumunun yaşam tarzı ve sorunlarıdır.
– Romanlarında Türk toplumundaki değişimleri görmek mümkündür. Tanzimat Döneminden Cumhuriyet Dönemine kadar Türk toplumunda ortaya çıkan değişimleri konu edinmiştir.
– 1922-1956 arasında dokuz romanı yayımlanmış olan Yakup Kadri’nin bu eserlerinin en belirgin özelliği bir de­vir romanı (nehir roman) oluşudur. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet’in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet’in ilk on yılının, Bir Sürgün 2’nci Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar.

ESERLERİ

ROMAN:
Kiralık Konak (1922)
Nur Baba (1922)
Hüküm Gecesi (1927)
Sodom ve Gomore (1928)
Yaban (1932)
Ankara (1934)
Bir Sürgün (1937)
Panaroma (2 cilt, 1953)
Hep O Şarkı (1956)

ÖYKÜ:
Bir Serencam (1914)
Rahmet (1923)
Milli Savaş Hikâyeleri (1947)

ŞİİR:
Erenlerin Bağından (1922)
Okun Ucundan (1940)

OYUN:
Nirvana (1909)

ANI:
Zoraki Diplomat (1955)
Anamın Kitabı (1957)
Vatan Yolunda (1958)
Politikada 45 Yıl (1968)
Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969)

MONOGRAFİ:
Ahmet Haşim (1934)
Atatürk (1946)

MAKALE:
İzmir’den Bursa’ya (1922, Halide Edip, Falih Rıfkı Atay ve Mehmet Asım Us ile birlikte)
Kadınlık ve Kadınlarımız (1923)
Seçme Yazılar (1928)
Ergenekon (iki cilt, 1929)
Alp Dağları’ndan ve Miss Chalfrin’in Albümünden (1942)

 

REŞAT NURİ GÜNREKİN (1889 – 1956)

– 20.yy Türk Edebiyatının en büyük romancılarındandır.
– Yazı hayatına I. Dünya Savaşı sonlarında başlamıştır.
– Roman, öykü, gezi, eleştiri ve tiyatro türlerinde eserler vermiştir.
– Sade ve canlı bir dille yazdığı eserlerinde Türkçeyi başarıyla kullanmıştır.
– Öğretmenliğinden dolayı tanıdığı Anadolu’yu, gözlemci yönüyle yansıtmıştır.
– Realist bir anlayışa sahiptir.
– Eserlerinde çoğunlukla yurt ve toplum gerçeklerini, doğru ya da yanlış inanışları ele almıştır.
– Hemen hemen bütün romanlarında dekor olarak Anadolu görülür.
–  Feride adında, İstanbullu idealist bir genç kızın öğretmen olarak gittiği Anadolu’ da yaşadıklarını anlattığı Çalıkuşu romanıyla sevilmiştir. Çalıkuşu, köyü ve taşra insanının yaşayışını anlatan ilk başarılı eserlerdendir.
– Yaprak Dökümü’nde Batılılaşmanın Türk aile yapısı üzerindeki olumsuz etkisini; Yeşil Gece’de Kurtuluş Savaşı yılları ve sonrasında dini istismar eden kişilerin eleştirisini romanlaştırır.
-Görevi sırasındaki gözlemlerini anlattığı Anadolu Notları gezi türünün en önemli eserlerindendir.
– Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nda da etkili bir isimdir.

Eserleri:

Roman:

Çalıkuşu (1922) , Gizli El (1924) , Damga (1924) , Dudaktan Kalbe (1925) , Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928) , Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçeği (1953), Kavak Yelleri (ölümünden sonra 1961), Son Sığınak (ölümünden sonra 1961), Kan Davası (ölümünden sonra 1962)

Öykü:

Gençlik ve Güzellik (1919), Roçild Bey (1919), Eski Ahbap (1919), Tanrı Misafiri (1927),Sönmüş Yıldızlar (1928), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930)

Oyunlar:

Hançer (1920), Eski Rüya (1922), Ümidin Güneşi (1924), Gazeteci Düşmanı-Şemsiye Hırsızı-İhtiyar Serseri (Üç oyun bir arada, 1925), Taş Parçası (1926), Hülleci (1926), Bir Köy Hocası (1928), Babür Şah’ın Seccadesi (1931), Bir Kır Eğlencesi (1931), Ümit Mektebinde (1931), Felaket Karşısında-Gözdağı-Eski Borç (Üç oyun birarada, 1931), İstiklal (1933), Vergi Hırsızı (1933), Bir Yağmur Gecesi (1943), Balıkesir Muhasebecisi (1953), Tanrıdağı Ziyafeti (1955), Yaprak Dökümü (ölümünden sonra 1971), Eski Şarkı (ölümünden sonra 1971)

Gezi:

Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966)

Eğitim:

Dil ve Edebiyat: Türk Kıraati (1930), Fransızca-Türkçe Resimli Büyük Dil Kılavuzu (1935)

 

HALİDE EDİP ADIVAR (1884 – 1964)

– Milli Edebiyat ve Cumhuriyet Döneminin tanınmış kadın romancısı ve hikâyecisidir.
– İngiliz dili ve edebiyatı profesörüdür. İngiliz edebiyatındaki romanlardan etkilenmiştir. Bazı eserlerini İngilizce yayımlamıştır.
– İlk yazılarını “Halide Salih” takma adıyla Tanin gazetesinde yayımlamıştır.
– İlk romanlarında aşk konusunu işlemiş, kadın psikolojisi üzerinde durmuştur. Bu romanlarının kahramanları genellikle Batılı bir anlayışla idealize edilmiş, güçlü ve kültürlü kadınlardır.
– Kurtuluş Savaşı döneminde, milli duyguları yansıtan roman ve öyküler yayımladı.
– Tasvir ve tahlilde başarılıdır. Tasvirleri realist nitelik taşır.
– Karakterleri bulunduğu çevreye göre konuşturur. Romanlarında gözleme önem vermiştir.
– Dili özensizdir, eserlerinde basit dil yanlışları vardır.
– Sonra Türkçülük akımını benimsemiştir, Milli Edebiyat akımının tanınmış ilk kadın romancısı olmuştur.
– Fatih ve Sultan Ahmet’te yaptığı mitingleriyle tanınır.
– En tanınmış romanı Sinekli Bakkal, yazarın olgunluk döneminin bir ürünüdür.

ESERLERİ

Roman:

Heyula (1908, Raik’in Annesi (1909), Seviye Talip (1910), Handan (1912), Yeni Turan (1912), Son Eseri (1913), Mev’ud Hüküm (1918), Ateşten Gömlek (1923), Vurun Kahpeye (1923), Kalp Ağrısı (1924), Zeyno’nun Oğlu (1928), Sinekli Bakkal (1936), Yolpalas Cinayeti (1937), Tatarcık (1939), Sonsuz Panayır (1946), Döner Ayna (1954), Akile Hanım Sokağı (1958), Kerim Ustanın Oğlu (1958), Sevda Sokağı Komedyası (1959), Çaresaz (1961), Hayat Parçaları (1963)

Öykü:

İzmir’den Bursa’ya (Yakup Kadri, Falih Rıfkı ve Mehmet Asım Us ile birlikte, 1922), Harap Mabetler (1911), Dağa Çıkan Kurt (1922)

Oyun:

Kenan Çobanları (1916), Maske ve Ruh (1945)

Anı:

Türkün Ateşle İmtihanı (1962), Mor Salkımlı Ev (1963)

 

REFİK HALİT KARAY (1888 – 1965)

– Romancı, öykü yazarı ve gazetecidir.
– Önce Fecr-i Ati’de, sonra Milli Edebiyat topluluğunda yer almıştır.
– Maupassant (olay) hikayeciliğinin temsilcilerindendir.
– Hikâyeciliğin konularını genişletmiş, konularını ve çevresini Anadolu’ya taşımıştır.
– Anadolu insanının dünyasını ve sorunlarını hikâyelerinde işlemiştir.
– Kahraman olarak çoğunlukla Anadolu kadınları, kasaba memurları, köylüler ve köy imamlarını seçmiştir.
– Hikâye ve romanlarını güçlü gözlem yeteneğiyle oluşturmuştur. Olay ve kişileri en ince ayrıntısına kadar yansıtmıştır. Kişilerin ruhsal dünyasına pek eğilmez. Eserlerinde tasvirler de başarılıdır.
– Mizah, eserlerinde önemli yer tutar. Toplumsal eleştiriye yer vermiştir. Kişilerin kurnazlık, çıkarcılık, dürüst olmayan özellikleriyle ilgili çözümlemeler yapar. Kişileri yaşadıkları sosyal çevreyle birlikte ele alır.
– Eserlerinde konuşma dilini tüm canlılığıyla yansıtır. Kıvrak ve sürükleyici bir anlatımı vardır.
– “Kirpi” takma adıyla siyasal mizah yazıları yayımlamış, bunları “Kirpi’nin Dedikleri” adlı yapıtında toplamıştır. Bu yazılarından dolayı bir süre sürgüne gönderilmiştir.
– Sürgün olarak gittiği Anadolu’nun çeşitli kesimlerinden insanları anlattığı “Memleket Hikayeleri” adlı eseriyle öykücülüğü Anadolu’ya taşımıştır.
– 1920’lerden sonra daha sade bir dil kullanmaya başlamıştır.
– Romanlarının çoğunda aile kavramını ele almıştır.
– Romancılığında iki ayrı çizgi etkindir:

1)  Yurtdışına kaçmadan önce yazdığı sanat kaygısıyla yazdığı romanlar.

2) Türkiye’ye dönüşünden sonra daha çok kişiye seslenme, daha fazla satma ve okunma kaygısıyla sanatı bir kenara bırakıp ticari kaygıyla yazdığı romanlar. Bu romanlarda yurt gerçeklerinin yerini, Avrupa dışı ülkelerde geçen olaylar aldı

ESERLERİ

Roman:
İstanbul’un İçyüzü (1920), Yezidin Kızı (1939), Çete (1939), Sürgün (1941), Anahtar (1947), Bu Bizim Hayatımız (1950), Nilgün (3 cilt, 1950-1952), Yeraltında Dünya Var (1953), Dişi Örümcek (1953), Bugünün Saraylısı (1954), 2000 Yılının Sevgilisi (1954), İki Cisimli kadın (1955), Kadınlar Tekkesi (1956), Karlı Dağdaki Ateş (1956), Dört Yapraklı Yonca (1957)
Sonuncu Kadeh (1965), Yerini Seven Fidan (1977), Ekmek Elden Su Gölden (1980), Ayın On Dördü (1980), Yüzen Bahçe (1981)

Öykü:
Memleket Hikayeleri (1919), Gurbet Hikayeleri (1940)

Mizah:
Sakın Aldanma İnanma Kanma (1915), Kirpinin Dedikleri (1918), Agop Paşa’nın Hatıraları (1918), Ay Peşinde (1922), Tanıdıklarım (1922), Guguklu Saat (1925)

Günce:
Bir İçim Su (1931), Bir Avuç Saçma (1939), İlk Adım (1941), Üç Nesil Üç Hayat (1943), Makyajlı Kadın (1943), Tanrıya Şikayet (1944)

Anı:
Minelbab İlelmihrab ((1946), Bir Ömür Boyunca (1980)

Oyun:

Deli (1939)

 

RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI (1869-1949)

– Felsefeye olan merakı nedeniyle “Filozof Rıza” olarak tanınmıştır.
– Servet-i Fünuncuların çağdaşıdır; ancak onlara katılmamıştır.
– Hareketli bir siyaset hayatı vardır. Sevr Antlaşması’nı imzalayan delegeler arasında yer almıştır.
– Başlangıçta Abdülhak Hamit ve Tevfik Fikret etkisinde aruz vezniyle şiirler yazmıştır. Daha sonra Aşık ve Tekke şiiri geleneğinden yararlanarak duygulu, içten koşma ve nefesler yazmıştır.
– Mehmet Emin Yurdakul‘daki lirizm ve ahenk eksikliğini kapatmış, bir bakıma onun şiirlerindeki kuru öğreticiliğin ötesine geçmiştir.
– Felsefe ,edebiyat, edebiyat tarihi konularında da eserleri vardır.

ESERLERİ:

Serab-ı Ömrüm (şiir);

Abdülhak Hamıt ve Mülahazat-ı Felsefiyesi (eleştiri);

Ömer Hayyam ve Rubaileri (çeviri)

 

YUSUF AKÇURA (1876 – 1935)

– Tatar asıllı yazar ve siyasetçidir.

– Türkçülük akımının önde gelen düşünürlerindendir.
– Türk Tarih Kurumu’nun kurucu üyelerindendir.
– 1904 yılında Mısır’da (Türk adlı bir gazetede) yayımladığı Üç Tarz-ı Siyaset adlı makalesi onu Türk siyasal hayatında önemli bir isim haline getirdi.
– Türkçülük akımının manifestosu kabul edilen bu makalede Akçura, Osmanlının toparlanabilmesi için üç ana görüşün (Osmanlıcılık, Türkçülük, Batıcılık) bulunduğunu ve bunlar arasında en uygununun Türkçülük olduğunu savunmuştur.

Eserleri:

Üç Tarz-ı Siyaset, Siyaset ve İktisat, Türkçülüğün Tarihi, Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri

 

MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ (1890 – 1966)

– Tarih ve edebiyat araştırmacısıdır.
– Köprülü Mehmet Paşa’nın ailesindendir.
– Önce Fecr-i Ati’de yer almış, sonra Milli Edebiyat topluluğunda yer almıştır.
– Milli Edebiyat’a katıldıktan sonra heceyle duygu yüklü şiirler yazmıştır.
– Genç Kalemler dergisinde yazarlık yapmıştır.
– Asıl önemi bilim adamı kişiliğinden kaynaklanır.
– Edebiyat ile ilgili incelemelerle de ilgilenmiştir.
– Divan ve halk şairi üzerinde incelemeler yapmıştır.
– Türkçü bir tarih ve bilim görüşünden yola çıkmıştır.
– Türk edebiyatı ve tarihiyle ilgili ilk bilimsel çalışmaları o yapmıştır.
– Türk tarihinin ilk dönemlerine kadar inmiş; ilk Türk topluluklarının tarih ve edebiyatlarını incelemiştir.
– Ordinaryus profesördür. Değişik üniversitelerde profesör olarak çalışmış, dışişleri bakanlığı da yapmıştır.

Eserleri:

Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Saz Şairleri, Divan Edebiyatı Antolojisi, Türk Dili ve Edebiyatı Üzerine Araştırmalar, Mili Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri ve Divan’ı Türk-i Basit, Türkiye Tarihi, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu

 

MUSAHİPZADE CELAL (1868 – 1959)

– Milli Edebiyat dönemi oyun yazarıdır.
– Asıl adı, Mahmud Celaleddin’dir.
– Ahmet Vefik Paşa’nın Molliere çevirilerini incelemiştir.
– Sahne tekniği meselesiyle yakından ilgilenmiştir.
– Teknik bakımından zayıf; ama gözlem, tarihi ayrıntı ve yergi bakımlarından başarılı komediler yazmıştır.
– Konularını Osmanlı İmparatorluğu’ndan, kendi deyişiyle “tarihin gölgesi altında hayal meyal seçilen halk hayatından” almıştır.

Eserleri:

Tiyatro:

Türk Kızı, Köprülüler, Fermanlı Deli Hazretleri, Aynaroz Kadısı, Bir Kavuk Devrildi, İstanbul Efendisi, Kafes, Lale Devri

Anı:

Eski İstanbul Hayatı

 

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ BAĞIMSIZ SANATÇILARI

YAHYA KEMAL BEYATLI  (1884-1958)

– Asıl adı Ahmet Agâh’tır.
– Şiirleri Milli Edebiyat akımına uymaz, makale ve konferanslarında bu akımı desteklemiştir.
– Geçmiş değerlere bağlı, kendine özgü bir şiir oluşturmuştur.
– Çağdaş Batı şiiriyle eski Türk şiirinin birleşimini sağlamıştır.
– Bir dönem Nev-yunanilik akımından etkilenmiştir.
– Neoklasisizm akımının etkisinde kalmıştır.
– Şiirlerinin ana temalarından biri, Osmanlı Devleti’nin tarihi ve medeniyetidir. Şiirlerinde Osmanlıya olan hayranlığını yansıtmıştır.
– “Aşk, lirizm, ölüm kaygısı, sonsuzluğa ulaşma duygusu” gibi temaları da şiirlerinde işlemiştir.
– “Ok” şiiri dışındaki bütün şiirlerini aruz ölçüsüyle yazmıştır.
– Aruz ölçüsünü başarıyla Türkçeye uygulamıştır.
– Saf(öz) şiir anlayışının temsilcilerinden biridir.
– Şiir ile düz yazının tamamen birbirinden farklı olduğunu düşünmüştür. Bu yüzden nazmı nesirden uzaklaştırmıştır.
– Şiirlerinde biçim mükemmelliği vardır. Şiirlerinde dil ve üsluba önem vermiştir. En uygun sözcüğü bulana kadar şiiri bitmiş kabul etmez. Sözcüklerin yerli yerinde kullanılmasına özen göstermiştir.
– Şiirlerinde parnasizm akımının etkileri vardır. Bu akımın edebiyatımızdaki en önemli temsilcilerindendir.
– “Ahenk” ile ölçü ve uyağa büyük önem vermiştir. Şiiri musikiden başka bir musiki saymıştır. Şiirlerinde musikiye verdiği önemle sembolistlere yakındır ancak anlam açıklığı yönüyle onlardan ayrılır.
– Toplumsal konulara yer vermemiştir. Daha çok lirik şiirleriyle tanınmıştır.
– Lirik şiirlerinin yanında epik şiirler de yazmıştır. Akıncı, Mohaç Türküsü gibi şiirlerinde kahramanlık konusunu işlemiştir.
– İstanbul aşığıdır . “İstanbul şairi” olarak tanınmıştır, İstanbul’un semtleri şiirlerinin adı olmuştur.
– Eski şiiri tekrar yaşatmış bir şairdir. Divan şiirini çağdaş bir yorumla veren şiirleri vardır. Şarkı, rubai, murabba ve gazel gibi nazım biçimlerinin yanında Batılı nazım biçimlerini de kullanmıştır.
– “Türkçe ağzımda annemin sütüdür.” diyen şair, şiirlerinde konuşulan Türkçeyi başarıyla kullanmıştır.
– Eski tarzdaki şiirlerinde dil biraz ağırdır.
– Ölümünden sonra şiir ve düz yazıları kitap haline getirilmiştir.

Eserleri:

Şiir:

Kendi Gök Kubbemiz (yeni nazım biçimleriyle ve sade Türkçeyle yazdığı şiirleri yer alır), Eski Şiirin Rüzgârıyla (eski nazım biçimleriyle yazdığı şiirleri yer alır), Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş, Bitmemiş Şiirler

Deneme:

Aziz İstanbul, Eğil Dağlar (İstiklal Savaşı ile ilgili yazıları yer alır.), Edebiyata Dair (sanat ve edebiyat yazıları yer alır), Tarih Musahabeleri

Biyografi:

Siyasi ve Edebi Portreler

Anı:

Çocukluğum Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralar

MEHMET AKİF ERSOY (1873 – 1936)

– İstiklal Marşı’mızın şairidir.
– Şiirlerinde güzellikten çok doğruluğa önem vermiştir: “Sözüm doğru olsun, odun gibi olsun tek.” sözü buna örnek gösterilebilir.
– Toplumcu sanat anlayışına sahiptir.
– Eserlerinde kahramanlıkları, milli ve dini duygularla anlatmıştır.
– Destansı ve öğüt verici şiirleri vardır.
– Edebiyatımızda savaş, bunalım ve yokluk yıllarının yoksul insanları, gerçek yüzleri ve sorunlarıyla ilk kez Mehmet Akif’in şiirlerinde ele alınmıştır.
– Didaktik içerikli şiirlerinde bazen mizah, bazen de coşku ve içtenlik gibi ögeler öne çıkar.
– Aruz ölçüsünü Türkçeye başarıyla uygulamıştır.
– Şiiri düzyazıya yaklaştırmıştır. Manzum hikayeciliğin edebiyatımızdaki en başarılı isimlerindendir.
– Manzum hikayelerinde mesnevi geleneğinden yararlanmıştır.
– Günlük konuşma dilini başarıyla kullanmıştır.
– Şiirlerini “Safahat” adlı eserinde toplamıştır.

Baş eseri Safahat yedi bölümden oluşur:

-Birinci bölüm olan “Safahat”ta Osmanlının meşrutiyet yıllarını anlatır.
–“Süleymaniye Kürsüsünde”, adlı ikinci bölümde Osmanlı aydınlarının halkla ilişkisi dile getirilir.
–“Hakkın Sesleri” adlı üçüncü bölümde eski dinsel içerikli öğretici metinlerde olduğu gibi her şiirin başında bir ayet -yer alır. Bu ayetler günün toplumsal olaylarına ışık tutar.
-Dördüncü bölüm olan “Fatih Kürsüsünde”, yeni kuşaklara çalışma ve mücadele ruhu kazandırmak isteyen düşüncelere yer verir.
–“Hatıralar” adlı beşinci bölümde Birinci Dünya Savaşı sırasında yazılmış şiirler yer alır. Her şiiri,n başında bir hadis bulunan bu şiirlerde “İslam birliği” ülküsü vurgulanır.
-Altıncı bölüm “Asım”da Birinci Dünya Savaşı günlerinden tablolar çizilir.
-Yedinci bölüm olan “Gölgeler”de   dinsel konulu şiirler ve dörtlükler yer alır.

Eserleri:

Safahat (Ölümünden sonra, 1944, seçme yazıları), Kastamonu Kürsüsünde (1921, Milli mücadele dönemindeki hutbeleri), Kurandan Ayet ve Hadisler

 

www.edebiyatvedil.net

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here